İkram İŞLER
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli unsurdur kültür. Kültür yaratmak sadece insana özgüdür. Bazı hayvanların bazı aletleri kullanabildiğini biliyoruz. Onları amaçlarına ulaşmanın bir aracı yapabiliyorlar. Ancak bu güne kadar kendi aracını yapabilen bir hayvana rastlanmadı. Kültür üretmek insanın işidir. Bu açıdan denebilir ki eğer bir yerde insan varsa orada kültür ürünlerine rastlanır. Başka biracıdan söylersek kültür insanın olduğu yerde ortaya çıkar.
Kültürün ne şekilde ve nasıl oluştuğu toplumsal bir kimlik meselesidir. Nasıl bir coğrafyada yaşandığı, ne şekilde yaşamın idame edildiği sorusuyla ilişkilidir.
İnsan nerede bulunuyorsa oranın koşullarına göre yaşamayı öğrenmek zorundadır. Eğer oraya uyum sağlayamazsa orada yaşayamaz. Eğer bir yerde yaşayabiliyorsa oraya uyum sağlamış demektir. Yaşamını sürdürmek için eğer deniz kenarında ise örneğin balık tutmak en mantıklı uğraştır. Balık tutmak o balığı bir şekilde işlemek ve yenecek hale getirmek için bazı işlemler yapmak zorundadır.
İnsan eğer üşüyorsa bazı giysiler edinmek zorunluluğu vardır. Bunun için de ayrıca bir uğraş içine girer. Korkuyorsa ona göre bir barınak edinmek zorundadır. Bunlar zorunlu faaliyetlerdir ve kültür de zaten bu zorunluluklardan doğmaktadır.
İnsanın neler yapacağı eğer aklında her hangi bir örnek yoksa orijinal olarak ortaya çıkar. Başlangıçta kaba davranışlar biçiminde gelişen kültürel unsurlar sadece ihtiyaçların kabaca giderilmesiyle bağlantılıdır. İleride motor bir gelişimle öğrendiklerini daha ayrıntılandırır ve işe sanatsal kaygıları da ekler.
Benzer yaşam koşulları benzer ihtiyaçların araç gereçlerini de üretebilir elbette. Bunlar kabaca benzeyebilirler de. Fakat iki kültürel unsurun biri birinin kopyası olacak kadar benzemesi durumunda orada durup düşünmek gerekir. Örneğin oldukça ayrıntı sayılabilecek bir kilim deseni kaba kültürel ihtiyaç modunu aşan bir durumdur. Kültürel olmasına kültürel bir unsurdur ancak bu ince sanatsal kaygıları da içerebilecek bir unsur olması dolayısıyla buna bir yayılma örneğidir denebilir. Çünkü bir şekil hele de benzer anlamları da içeriyorsa görmeden mümkün olamaz. Çok kabaca bir duvar resminde bir güneş diski çizmek ile bir kilim deseni üzerinde güneş kültünü de içeren karmaşık bir komposizyonu örmek aynı şey değildir. Öncelikle örmeyi bilmek gerekir. Bu örme işlemini kilime dönüştürmek aynı şekilde örmek, aynı deseni yapmak, ve buna aynı anlamı vermek evrimci kuramın dediği gibi farklı yerlerde kendiliğinden oluşma teorisi ile belki bağdaşabilir ancak bu gerçek yaşamla bağdaşmaz. Bu durumu açıklayan en iyi teori difizyonist teoridir. Bir yerden bir şekilde başka bir kültüre eklemlenmiş olması ihtimali akla daha yatkındır.
Kilimlerin bir yerden başka bir yere gitmesi çok da zor olmasa gerektir. Herhangi bir binek hayvanının sırtında binlerce kilometre yol gitmesi mümkündür. Bu da gerekli değişiklikleri tetiklemek için yeterlidir. Herhangi bir sanat unsurunun bir toplumu etkilemesi o toplumun yaşam tarzı ve ihtiyaçları ile bağlantılıdır. Bir ihtiyaca cevap veren bir unsur daha çabuk dikkati çeker. Hayret ve hayranlık duygularının ardından onu bir şeklide edinme çabaları başlar. Ya nereden geldiği sorgulanacaktır. Ya da nasıl yapıldığı üzerinde kafa yorulacak eninde sonunda amaca ulaşılacaktır.
Ele geçen ilk örnek elbette toplumda aynen taklit aşamalarından sonra değişikliğe de uğrar. Eğer yeni örnekler ile kafa daha da karıştırılmazsa o zaman toplum o ürünün aynısını değil, kendi bünyesine daha uygun hale getirerek orijinal hale de dönüştürebilir. Dışarıdan gelen ürün bir akıl vermiş ancak yeni ve orijinal bir başka ürüne zemin hazırlamış olur.
Aynı sanat ürünü çok uzak yerlerde tekrarlanıyorsa ve iki toplum arasında her hangi bir başka iletişim kanalı yoksa o ürünün o toplum ile tanışmasının çok uzun zaman önce olduğunu düşündürür. Örneğin aynı ürün eğer Mezopotamya’da Kürtler tarafından yapılıyorsa ve aynı ürün Amerika’da Kızılderililer tarafından yapılıyorsa o zaman doğal olarak Mezopotamya’dan çok uzun bir zaman önce bir şekilde Amerika’ya gittiği düşünülebilir. Amerika’nın Kristof Kolomp tarafından 1422 de bulunduğu göz önüne alındığında kilimin o kitaya gitmesi sürecinin binlerce yıl daha önce olması gerektiğini açıktır. Çünkü Hindistan’a çıktığını düşündüğü için oranın yerlilerine Hintli adını vermesinden anlaşılabilir ki yerliler Kolomp ve arkadaşlarından önce orada yaşamaktaydılar. Bu durum kilimlerin Amerika’nın keşfinden çok daha önce var olduğunu anlatır. Kürtler ile Kızılderililer biri birilerinden ne zaman koptularsa kilimlerin o zaman da var olması gerekir. Çünkü Kızılderililerin Asya yolu ile Amerika’ya geçtikleri söylenmektedir. Ancak bu geçişin hangi dönemlerde nasıl gerçekleştiğini bilmek zordur. Bu konuda söylenenler tahminden öteye geçememektedir.
Kültür Örüntüleri adlı kitabında Ruth Benedict bu geçiş hakkında şunları yazmaktadır:
Bu soruyla birlikte Franz Boas’ın sözünü ettiği “benzer kültürel özelliklerin bağımsız gelişmesi” koyutuna (öngerçek) geliyoruz. İnsanbilimciler ve budunbilimciler geçmişte bu koyuta dayanarak insan ruhunun, insan aklının doğaüstü… evrensel özelliklerinden, “yasalarından söz ediyorlardı. Oysa günümüzün araştırmacıları bu türden girişimleri “kurgusal” çabalar olarak kabul ediyorlar. Son yıllardaki çalışmalar insanların 190 bin yıl önce aynı ortak atadan (türden) türediklerini, ırk diye bilimsel bir sınıflamanın olmadığını, Amerika’ya yaklaşık 50 bin yıl önce Asya’dan geçildiğini ortaya koydu. Kısacası birbirine en uzak toplumların bile geçmişinde uzunca bir dönemi kapsayan bir birliktelik var[1].
Gerçekten kaç bin yıl geçtiği tam bilinmezse de bu geçişin yakın zamanda olmadığı kesin.
Kültürel geçişlerin nasıl olabileceği üzerinde kafa yorunca eski yaşam mücadeleleri takılıyor insanın aklına. Göçler, savaşlar, yaşam mücadeleleri elbette insanın yaşam için verdiği mücadelenin de tarihidir aynı zamanda. Kültürel geçişlerin nasıl yaşandığına ilişkin tarihsel gelişim sürecine bir göz atmadan önce insan bilimcilerinin (antropologların) kültürel benzemeler ile ilgili bazı teorileri var. Onlara bir göz atmak konunun anlaşılması için gerekli olacaktır.
[1] Ruth Benedict Kültür Örüntüleri çev. Mustafa Topal öteki yayınları Ankara 1998. S.8

Bir yanıt yazın