AYDIN KAVRAMI ÜZERİNE

yazar:

kategori:

İkram İŞLER

Aydın kavramı çok sık duyduğumuz bir kavramdır. Bir çok şairin, yazarın,çizerin, politikacının ağzına sakız ağzına sakız olmuş, herkes keyifle bu kavramı çiğnemektedir. Her kavramda olduğu gibi bunda da derinliğine düşünme zahmetine girmeyiz. Bu kullandığımız kelime acaba neyi anlatıyor demeden kullanırız. Ya da kendimize göre anlamlar yükleriz. Örneğin devletin kendisini incittiği biri, “aydın insanı” devletin karşısına dikilen biri, din adamı dinine vakıf, onu iyi bilen müezzini, bir devlet adamı “ devletini seven ve onu koruyan bir milliyetçi olarak görür.

İnsanlar kavramlarını tanımlarken kendisi için önemli olan problemlerden yola çıkacaklardır, haklı olarak. Aydın kavramı bu problemin çözücü anahtarı olarak göreceklerdir. En azından problemin teşhis edilmesi olarak düşüneceklerdir. Bunu yapan kişiye ise aydın insan denilecektir tabii ki. Durum böyle olunca aydın kavramı her kişiye göre, her probleme göre değişik anlamlara gelecektir. Bu ise kavramın tanımını alabildiğine güçleştirecektir. Her kese her duruma uygun bir tanımının yapılması da bizim gücümüzün üzerinde bir durum olur. Çünkü insanların yaşamlarındaki problemlerin bir listesi çıkarılmaya kalkılırsa insanın bütün yaşamını tek satır atlamadan yazmak gerekir. Böyle bir iş de bizi aşar.

Aydın kavramının genel geçer bir tanımını olanaksızlaştıran sadece insansal sorunlar da değildir. Evrenimiz göz önüne alındığında her koordinatın evreni anlayışının farklı oluşu (yanı her noktadan evrenin farklı algılanışı) genel geçer bir bilgiyi olanaksızlaştırır. Örneğin dünyanın her noktasında ay değişik görünürken, ya da aynı noktada zamanla ayın algıları değişirken yıldızları, saman yolunu, kainatı ve bunların değişken konumlarını hesaba katmazsak bile, sadece dünyamızın iç dizaynını, ya da bir canlı organizmayı anlamaya çalışmak bir insanın ömrünü defalarca aşar.

Halbuki kavramın iddia ettiği gibi evren ya da toplumlar öyle bir insanın anlayışını bekleyecek ölçüde kendini dondurup beklemektedir. O kendi doğal yapısı içinde devinim halindedir. Ona düşen durup insanı beklemek değil, tam tersine insana düşen onu anlamak için peşinden koşmaktır.

Kavramın bir güçlüğü de sürekli gelişen ve yığılan hemen her alandaki bilgilerimizin artık bir insanı çoktan aşmasıdır. Bu yüzden yüzlerce uzmanlık alanı türemiştir. Bir uzman bile artık çok dar bir alanda da olsa hızla yığılan ve değişip gelişen bilgilere yetişmekte güçlük çekmektedir. Örneğin bir doktor tıp alanında her gün yazılan yazılara yetişmekte oldukça zorlanmaktadır. Tüm olanlara yetişmesi zaten olanaksız görünmekle birlikte genel anlamda da zorlanmaktadır. Kendi içinde uzmanlık alanlarına bölünmesinin nedeni de zaten bu değil midir? Doktorlarla ilgili olarak düşündüğümüz bu durumun aynısını bir marangoz için de düşünebiliriz yine bir araba tamircisi,bir felsefe öğretmeni ve sair bütün meslekler için düşünebiliriz. Gelişen ve değişen bir dünyada bir alandaki bütün değişikliklere yetişmek imkansızdır.

Hiçbir insanın tanrısal bir bilgiye ulaşamayacağı düşünülürse (Bu da ne demekse çok kullanılıyor) insanın her alanda eksiksiz bir bilgi sahibi olması olanaksızdır. Günümüz insanı bu türden çok iddialı sözcükleri kullanırken dikkat etmelidir. Eskiden içeriğinin belki de tam düşünülmemesinden dolayı kullanılan bazı sözcükler günümüzde kullanılmak için cesaret gerektirmektedir. Bu cesaret de ancak bir cahil cesareti olabilir.

Aydın kavramını Fransa’dan tanıyoruz. Rönesans ile başlayan çığıra aydınlanma dönemi denilmiştir. Bir dönemin insanları “dinsel dogmatizm ile mücadele eden ve skolastik gibi bir belanın karşısına dikilmek için kendilerine cesaret verecek ve heyecanlandıracak bir kavram bulmak durumundaydılar. Bu oldukça saygıdeğer çaba için gerekli bir çıkıştır. Aydın kavramının sihirli gücü onları cesaretlendirmeseydi bu günkü bilimsel aşamaya gelmemiz elbette ki hayal olacaktı. Bu insanlar gerçekten de kendilerini yakarak dinsel dogmatizm tarafından kap karanlık bir hale getirilen bu dünyayı aydınlattılar. Her biri yanan bir mum oldu. Kap karanlık bir gecede muma aydınlık denmez de ne yapılır. Bu günkü elektrik ampullerinin karşısında sönük kalmaları onların değerlerini düşürmez. Biz zaten bu anlamına karşı değiliz.

Asıl karşı çıkılan, kavramın ne kadar vatlık olduğunun belirtilmemesidir. Ve kavram mutlak bir aydınlık gibi bir iddiayı taşımaktadır. Bu şekildeki bir iddia kabul edilemez.

Şimdi bu yazıdan kafasını kaldırarak okur, bu kitaptaki “gerçek” başlıklı yazıyı bir daha gözden geçirirse aydın kavramı ile ilgili olarak neden bu kadar hassas davrandığımızı daha iyi kavrayacaktır. Bir insanın yaşamı onun gözlüğünü oluşturur. Psikoloji kitapları şunu söyler.”İhtiyaçlarımız algılarımızı, algılarımız ise dikkatimizi etkiler. Dikkat ve motivasyon ise bilgilerimizi etkiler. Bu etki zinciri bütün yaşamımızı, düşünce dünyamızı etkisi altına alır. Biyolojik, psikolojik, ekonomik, Sosyal-kültürel gereksinimlerimiz bilgilerimizi oluşturmuyor mu? En azından bu gereksinimlerimizle ilgili olan bilgilerimiz bizim için en önemli bilgilerimizi kapsar. Dünya görüşümüz de bu temel üzerinde yükselir ve şekillenir.

Bir insan ancak belli bazı konularda (o da kendince önemli gördüğü) tam olmamak kaydıyla bilgi sahibi olarak kabul edilebilir. Aydın kavramı bu açıdan kullanılırsa belik kabul edilebilir. Ancak o zaman da hemen her meslek sahibini, her bir şeyle ilgili ve az çok bilgili olanı aydın kabul etmek gibi bir tehlike doğar. Örneğin bir çoban, çobanlık mesleğinin aydını olur. O çobanlık konusunda kendini aydınlatmıştır. Çünkü bir marangoz, bir tamirci, bir politikacı vs. teknik bilgisine vakıfsa o insanların da (en azından) kendi branşlarının aydını olarak kabul etmek olanaklı olur. Bu sefer de meslekleri dışındaki konulara vakıf olamayacaklarından onlara mutlak anlamda “aydın” denemez. Çünkü biri biliyorsa on bini bilmiyorlardır. Bu kadar bilgisiz bir insana aydın demek çok sor geliyor. Çünkü daha önce de değinildiği gibi bu kavram artık kendini aydınlatmış, her alana vakıf olabilen bir iddiayı içerdiğinden, yaşamın hiçbir alanında karşılaşılacak bir durum değildir.

Hemen her konuda doğru davranışta bulunmak olanaksızdır. Çünkü bir kere doğru kavramı görecelidir. Bir konuda bazı insanlardan doğru bulduğunu bazıları yanlış bulacaklardır. Aydınlık kavramı belli bazı konularda geçmişten getirilerek biriken bazı deneyimlerin, bilgilerin sahibi olan ve göreli olarak kendi toplumunun üzerinde uzlaşabildiği, bir davranışı sergileyen kişi olarak tanımlanırsa; o zaman kendi toplumunun en iyi aydın olarak değerlendirilebilir. Ancak bir toplumda her kesin kabul ettiği bir değerden söz etmek olanaklı olmadığı için bu tanımı yaparken bile oturup düşünmekte fayda vardır.

Aydın kavramını mutlak anlamı ile kabul etmek olanaksızdır. Zamanı ve mekanı kabul etmek olanaksızdır. Zamanı ve mekanı durgun ve tekdüze gösteren hiçbir kavram kabul edilemez. Doğruların –eğrilerin iyilerin-kötülerin, kime göre nasıl algılandığı bilinemeyecek olan bir dünyada bu tür genel kavramların kullanılmamasında yarar vardır. Geçmişteki bazı yazarlara, filozoflara, peygamberlere aydın derken o dönemin koşulları göz önüne alınarak konuşulmalı ve gerçekten hakları ne ise o verilmelidir. Onları ne bazılarının yaptığı gibi çok abartmalı ne de tersine yerin dibine sokmalıdır. Bir yorumu başarabildiği oranda hakkında yorum yaptığı kişinin dünyasını tanımaya çalışılmalı, oraya girmeli, o bireyin düşünsel frekansını yakalamalı ve ona göre konuşmalıdır. Onlar hakkında konuşurken gerçek hakkını vermelidir.

Bu yapılırsa onların da onların temsil ettiği görüşlerin ve ya sistemlerinde gerçek frekansı yakalanabilir. Kimlikler ortaya çıkarılabilir. Bunu yaparken bilimsel objektiflikle ve demokratik hoşgörü asla göz ardı edilmemelidir. Böyle yapılmazsa söz konusu aydınları (!) asla anlayamayız.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir