İÇİNDEKİLER
1.1.Tuşpa-Muş-Bingöl-Palu-Harput-Ergani- Malatya Yolu. 3
1.2.Tuşpa- Körzüt- Muradiye- Çaldıran-Doğubayazıt- Araş Vadisi- Kafkasya Yolu. 4
1.3.Tuşpa- Anzaf Kaleleri- Erçek- Saray- Kotur- Kuzeybatı İran Yolu. 5
1.4.Erciş’te Yapılan Barajlar Ve Sulama Kanalları 7
1.5.Bu Barajları Korumak İçin Yapılan Kaleler 15
1.5.2.Ercişin Kuzeyinde Yer Alan Salmanağa Kalesi 16
1.6.1.Meydan Gölden Gelen Kanallar 18
1.6.2.Çirişgölden Gelen Kanallar 18
1.7.1.Meydan gölde taş ocakları (Endezit taş yatakları) 19
1.7.2.Endezit Taşların Kuzey Süriyeye Taşınabilmesi İzin Su Yolundan Yararlanılması 19
1.8.Ercişteki iskele kaleler 19
1.9.Ercişte tarım faaliyetleri 22
1.9.2. Buğday, Arpa, Mercimek, Ve Nohut Gibi Taneli Bitkilerin Yetiştirimesi Ve Satılması 22
1.10.Erciş’te Urartu Kentleri 23
1.10.1.Zirnakitepede 10 000 nüfuslu Argıştî kenti 23
1.10.2.Eganis kale çevresinde yapılan Eganis kenti 24
1.11.Erciş’in adını bir Urartu kralı olan Argıştî den almış olması 24
1.ERCİŞ’TEKİ URARTU KALINTILARI
Türkiye’nin en büyük gölünü oluşturan Van Gölü kıyılarındaki ilk liman kalıntıları gibi, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki ilk düzenli yollar da, M.Ö.9.- 6. yüzyıllar arasında Urartu Krallığı tarafından gerçekleştirilmiştir. Devlet tarafından yaptırılan yollar yalnızca Doğu Anadolu’nun değil, Aynı zamanda Anadolu ve Eski Önasya Dünyası’nın da en eski ve düzenli yollarını oluşturmaktaydı. Urartu Krallığı’nın Doğu Anadolu Bölgesi’nin sert iklim koşullarına ve engebeli arazi yapısına uyum sağlayarak 250 yıl boyunca başarılı bir şekilde egemenliğini sürdürmesinde, yaptırmış olduğu yolların çok büyük bir etkisi olmuştur. Doğu Anadolu’nun ekonomik ve sosyal faaliyetlerine birinci derecede etki eden yollar, bölgenin ekonomik ve kültürel yönden gelişmesinde de çok önemli bir rol oynamıştır. Urartu Krallığı’nın oldukça geniş bir coğrafi bölgede kültür birliği kurmasında, yaptırılan yolların çok büyük bir etkisi olmuştur. Bir başka deyişle Doğu Anadolu yüksek yaylasındaki ulaşım ağı, sosyal ve kültürel bağlantı derecesinin bir göstergesi ve tüm değişim biçimlerinin bir belirtisidir. (Belli, 2007, s. 349)
1.1.Tuşpa-Muş-Bingöl-Palu-Harput-Ergani- Malatya Yolu
Urartu Krallığı’nın Tuşpa-Erciş-Ahlat-Tatvan- Muş-Bingöl-Palu-Harput-Ergani-Malatya Yolu’nun ilk güzergahı, yine Kral Menua döneminde gerçekleştirilmiştir. Van Gölü’nün güney kıyısından Tatvan’a giden yol çok daha kısa olmasına karşın, gür ormanlık alanları ve yüksek dağlar nedeniyle kesintiye uğramaktadır. Van Gölü’nün güney kıyısındaki yol, Tuşpa’nın 60 km. batısında zengin demir madeni ve atölyesinin bulunduğu Balaban’a (Şibut) kadar ulaşabilmektedir. Bu güzergah Menua’nın oğlu I. Argişti ve torunu II. Sarduri dönemlerinde de kurulan birçok ekonomik ve askeri yönetim merkezleri ile güçlendirilmiştir. Çünkü bu önemli yol, Urartu Krallığı’nın merkezi bölgesini bir taraftan Orta Anadolu, diğer yandan Kuzey Suriye Bölgesi ile ilişkisini sağlamaktaydı. Orta Anadolu Bölgesi’nde maden denetimini elinde bulunduran Tabal Ülkesi ile kültürel ve ticari ilişkiyi sürdürmek, Urartu Krallığı için çok önemliydi. Bu önemli güzergah sayesinde, Malatya Bölgesindeki Geç Hitit Krallığı ile de kültürel ve ticari bağlantı sağlanmaktaydı. Kuzey Suriye kent devletleriyle kurulan ticari ilişkilerde, bu yolun üstlenmiş olduğu tarihsel görev, yadsınamayaeak kadar fazlaydı. (Belli, 2007, s. 349)
Adıyaman, Ergani, Malatya ve Harput Bölgesindeki zengin maden yataklarına açılan bu yol, Urartu maden endüstrisi için son derece önemliydi. Yalnız M.Ö. 745 yılında Urartular ile Assurluların Adıyaman yakınlarında Gölbaşı mevkiinde yaptıkları savaşta, Urartular büyük bir yenilgiye uğrayarak, bu bölgeyi Assur Kralllığina terk etmek zorunda kalmışlardır. Zengin olarak bulunan gümüş, bakır ve demir madeni yataklarını kaybeden Urartu Krallığı, bir daha belini doğrultamayacak kadar ekonomik yönden çok büyük bir kayba uğramıştır. Malatya- Ergani Bölgesindeki maden denetimini kaybeden Urartu Krallığı bu sefer, Palu- Mazgirt- Tunceli- Erzincan güzergahını güçlendirme yoluna gitmiştir. (Belli, 2007, s. 349)
1.2.Tuşpa- Körzüt- Muradiye- Çaldıran-Doğubayazıt- Araş Vadisi- Kafkasya Yolu
Tuşpa’dan Araş Irmağinın kuzeyinde Kafkasya’ya ulaşan iki ayrı güzergah bulunmaktadır; bunlardan ilk yol Kalecik- Yeşilsu (Amik)- Piltan Düzlüğü- Sakaltutan- Derebey ve Çalpan Düzlü- ğü’nü geçtikten sonra, Muradiye (Bargiri) Ova- sindaki Körzüt Kalesi önlerine ulaşır. İkinci yol birinci güzergaha kıyasla hem çok daha kısa, hem de daha elverişlidir; Tuşpa’dan kuzeydoğu yönüne doğru uzanan yol, Kıratlı (Lamizgert) Kalesi- Aşağı ve Yukarı Anzaf kalelerinin önlerinden geçtikten sonra, Erçek Gölü’nün doğusundan kuzeye yönelerek Körzüt Kalesi önlerine ulaşır. Urartu Kralı Menua döneminde kurulan ünlü Körzüt Kalesi, kuzeyde Kafkasya ve doğudan da Kuzeybatı İran içlerinden gelerek güneyde Urartu başkenti Tuşpa’ya ulaşan tarihi yolların birleştiği bir kilit noktasında yer almaktadır. Oldukça anıtsal bir görünüme sahip olan Körzüt Kalesi, güney ve güneybatı eteğinde geniş bir alana yayılan Aşağı Kent ile birlikte, bölgenin en önemli ekonomik ve askeri yönetim merkezini oluşturmaktadır. (Belli, 2007, s. 358)
Muradiye Ovası’ndan kuzeye açılan yol Muradiye Kalesi- Gönderme Boğazı- Çaldıran Ovası ve yörenin en önemli engebesi olan Tendürek Geçidi’ni ( 2225 m.) aştıktan sonra, Doğubayazıt Düzlüğü’ne ulaşmaktadır. Bu bölgenin en büyük askeri ve ekonomik yönetim merkezi olan Doğu- bayazıt Kalesi, birçok yönden gelen tarihi yolların bir kavşak noktasında bulunmaktadır. Özellikle Hindistan- Afganistan- Kuzeybatı İran içlerinden gelen tarihi ticaret yolu, Doğubayazıt Kalesi önlerinden batı yönüne doğru ilerleyerek Diyadin- Taşlıçay- Ağrı- Eleşkirt- Tahir Geçidi- Horasan- Hasankale- Erzurum- Erzincan üzerinden Orta Anadolu içlerine, ya da Erzurum üzerinden kuzeyde Trabzon Limanı’na ulaşmaktadır. (Belli, 2007, s. 351)
Doğubayazıt Kalesi önlerinden kuzey yönüne doğru ilerleyen tarihi yol, bu yörenin en önemli geçidi olan Çilli Gediği’ni aştıktan sonra, İğdır Ovası ve Araş Vadisi’ne ulaşmaktadır. Buradan Gökçe Gölü’ne ve Kafkasya’ya ulaşan yol, Urartu ekonomisi için çok önemliydi. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısı yönünden çok zengin olan bu bölgeye Urartu kralları tarafından yapılan askeri seferler sonucunda, sayıları onbinlerle ifade edilen hayvanlar ganimet olarak ele geçirilerek krallığın merkezi bölgesine getirilmiştir. M. Ö. 9. yüzyılın son çeyreğinden Urartu Krallığı’nm yıkılışına değin kuzeyde Kafkasya içlerine açılan bu önemli tarihi yol, öneminden herhangi bir şey kaybetmeden yoğun olarak kullanılmıştır. (Belli, 2007, s. 352)
1.3.Tuşpa- Anzaf Kaleleri- Erçek- Saray- Kotur- Kuzeybatı İran Yolu
Tuşpa’dan kuzeydoğu yönüne doğru ilerleyen yol, Kıratlı ( Lamizgert) Kalesi- Aşağı ve Yukarı Anzaf kalelerinin önlerinden geçtikten sonra, doğu yönünde engebesiz ve düz arazide ilerleyerek Aktaş Kalesi- Erçek- Özalp- Saray- Kotur Vadisi üzerinden Kuzeybatı İran içlerine ulaşmaktadır. Urartu Krallığı’nm merkezi bölgesinin doğu yönünde Kuzeybatı İran Bölgesi ile bağlantısını sağlayan bu yol, askeri seferlerin yanı sıra, büyük ölçüde ticaret yolu olarak da kullanılmıştır. Özellikle arazinin topografik yapısının yol için çok elverişli olması sebebiyle, Urartu Krallığının yıkılmasından sonra da Pers, Selçuklu ve Osmanlı Devleti döneminde de bu güzergah öneminden hiçbir şey kaybetmeden kullanımını sürdürmüştür. Örneğin bu güzergah Osmanlı Devleti’nin İran topraklarına yaptığı askeri seferlerin dışında, büyük kervan gruplarının izlediği ticaret yolu olarak kullanıldığından “Bezirgan Yolu” olarak adlandırılmıştır. Hatta arazinin ulaşım için elverişli özelliğinden dolayı, Cumhuriyet döneminde yapılan Van- İran tren yolu da, kara yolu ile birlikte hemen hemen aynı güzergahı izlemektedir (Belli, 2007, s. 352)
M. Ö. 9. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kullanılan bu önemli ticaret yolu, Urartu Krallığının ekonomisinin can damarını oluşturmaktaydı. Doğuda Afganistan- Hindistan ve İran’dan ticaret kervanlarının taşıdığı değerli ve yarı değerli taşlar, kına, fildişi, çeşitli baharat ve koku maddeleri ile kalay, Urartu ekonomisine büyük bir canlılık kazandırmaktaydı. Anadolu ve tüm Eski Önasya Dünyası’nda bulunmayan metallerin başında gelen kalayın bu elverişli yoldan getirilmesi, ticaret yolunun önemini arttırdığı gibi, (Belli, 2007, s. 352)
Urartu bronz endüstrisinin de yaşamasını sağlıyordu. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu yolun önemi ve yoğun kullanımı, M. Ö. 714 yılında As- sur Kralı II. Sargon’un Urartu ve müttefiklerine karşı düzenlediği ünlü 8. seferinin sonunda, Mu- şaşir / Ardini Tapmağı ve Sarayı’nı yağmalamasından sonra daha da artmıştır. (Belli, 2007, s. 352)
Urartu Krallığı’nm merkezi bölgesinden çeşitli yönlere giden yollara bakacak olursak, bu güzergahların genellikle ordu yolu, ticaret yolu, maden yolu ve yayla yolu olarak kullanıldıkları anlaşılmaktadır. Çok zengin demir ve bakır yataklarının bulunduğu ve yoğun olarak işletildiği Van Gölü’nün güneyine açılan yollar, maden yollarının en ilginç örneğini oluşturmaktadır. Anadolu’nun ve Dünya’nın en büyük demircilik atölyelerinin bulunduğu Van Gölü’nün güney bölgesi, aynı zamanda yayla yolları olarak da kullanılmaktaydı. Bu bölge sahip olduğu maden yatakları, zengin su kaynakları ve otlakların yanı sıra, Doğu Anadolu’nun en zengin orman alanlarına da sahipti. Mimaride yaygın olarak kullanılan ahşap, çok büyük bir değer taşımaktaydı. (Belli, 2007, s. 352)
Urartu Krallığı’nm yıkılmasından sonra, aynı yol güzergahları herhangi bir değişikliğe uğramadan Ortaçağ’da ve Osmanlı Devleti döneminde de kullanımını sürdürmüştür. Özellikle Urartu ulaşım ağı, Pers Krallığı’nm ulaşım sistemini de büyük ölçüde etkilemiştir. Urartu yollarının daha gelişmiş bir örneğini oluşturan Pers yolları, Urartu yollarından ayrımlı olarak daha geniş yapılmıştı ve tıpkı Roma yolları gibi taş döşeliydi. Böylece yağmurlu havalarda toprak zeminli yollar balçık olduğu için kullanılamazken, taş döşeli yollar başarılı bir şekilde kullanılıyordu. (Belli, 2007, s. 352)
Sonuç olarak Doğu Anadolu’daki Urartu yolları, derin vadi ve yüksek dağ sıralarıyla birbirinden ayrılan bölgelerdeki yerel kültürlerin karışıp kaynaşmasını sağlamış, haberleşmeyi kolaylaştırmış ve ticareti yaygınlaştırarak, halkın ekonomik gönenç düzeyini yükseltmiştir. (Belli, 2007, s. 352)
1.4.Erciş’te Yapılan Barajlar Ve Sulama Kanalları
Urartu kralları tarafından Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptırılan önemli imar faaliyetleri, Eski- çağ’da bu bölgeye altın çağını yaşatmıştır. Bunların başında baraj, gölet, ve sulama kanalları gelmektedir. Sulama tesislerinin varlığını saptamak amacıyla yapmış olduğumuz yüzey araştırması, 1987 yılından beri kesintisiz olarak devam etmektedir. 20 yıl boyunca saptamış olduğumuz ve şimdilik sayıları 115’i geçen baraj, gölet ve sulama kanalları, Urartu Krallığı’nın çekirdeğini oluşturan Doğu Anadolu’yu bir “Barajlar Bölgesi” durumuna getirmiştir. Bunların iki tanesi Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti topraklarında, diğerleri de Doğu Anadolu’da bulunmaktadır. Araştırmaların ilerlemesiyle baraj, gölet ve sulama kanalının şimdiki toplam sayısının iki katına çıkacağı kuşkusuzdur. Öyle ki Anadolu ve Dün- ya’nın öteki coğrafi bölgelerinde bu kadar çok barajın varlığına rastlanılmamaktadır. Bundan da önemlisi, yaklaşık olarak 2700-2800 yıldan beri kesintisiz olarak çalışan çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalının benzerine, şimdiye kadar ne Anadolu, ne de Dünya’nın öteki ülkelerinde rastlanılmaktadır. Bu yüzden Urartu Krallığını Anadolu ve Eski Önasya Dünyası’nın en büyük “Hidrolik Uygarlığı” olarak adlandırmak yerinde olacaktır. (Belli, 2007, s. 358)
Bölgedeki ilk sulama tesislerinin Urartu Krallığı döneminde yapılmış olması, Doğu Anadolu Bölgesi için bir dönüm noktası olmuştur. M.Ö. II. binyılında Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki toplulukların ekonomik yaşamında küçükbaş hayvan besiciliği ön planda iken, M.Ö. 830 yıllarından sonra artık tarımın ön plana geçtiğine tanık olmaktayız. Yani sulamaya dayanan modern tarımın temelleri, ilk kez Urartu Krallığı tarafından atılmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptırılan çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalları da, yapılan modern tarımın canlı kanıtını oluşturmaktadır. Urartu Kralları tarafından kalelerin eteklerinde cadde ve sokakları birbirini dik kesen ızgara planlı modern kentler kurulmuştur. Kentlerde oturan on- binlerce insan, baraj ve göletlerden sulama kanalları aracılığı ile getirilen suların yardımıyla ekilen topraklardaki tarla, sebze ve meyve bahçeleri ile üzüm bağlarını çok verimli bir duruma dönüştürmüştür. (Belli, 2007, s. 358)
Günümüzde bile büyük bir hayranlıkla izlenen Urartu Krallığı’na ait baraj, gölet ve sulama kanalları, kendisinden sonra Doğu Anadolu Bölgesi’nde kurulan uygarlıkların söylencelerine ve türkülerine konu olmuştur. Çünkü ne Eskiçağ ve Ortaçağ’da, ne de Yeniçağ’da hiçbir uygarlık Doğu Anadolu Bölgesi’nde Urartu Krallığı’nın yapmış olduğu kadar baraj, gölet ve sulama kanalı inşa etmiştir. Bugüne değin saptadığımız çok sayıdaki Urartu barajı, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ırmaklar üzerine yapılan modern barajların ilk örneklerini yansıtmasının yanı sıra, 2800 yıllık baraj inşa tekniğinin tarihsel gelişimini göstermesi açısından da, çok büyük bir önem taşımaktadır. (Belli, 2007, s. 359)
1.4.1.Çirişgöl Baraji
Çirişgöl Barajı, Van’ın 115 km. kuzeyinde, Erciş ilçesinin ise 30- 35 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Volkanik Aladağ (3225 m.) ve Tendürek (3315 m.) dağlarının güney etekleri uzantısında yer alan Çirişgöl Barajı’nın deniz seviyesinden yüksekliği 2530 m.’dir. Çirişgöl Barajı, Kara- taş ve Rusa Barajı’ndan (Keşişgöl) sonra, Doğu Anadolu Bölgesi’nin şimdilik üçüncü yüksek rakımlı barajını oluşturmaktadır. Yüksek dağların zirvesinde bir çöküntü alanı içinde bulunan Çirişgöl (Sarıgöl) Barajı, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Gölde biriken sular, kar, yağmur ve kaynak sularının birleşmesinden oluşmaktadır. Göle su taşıyan kaynakların en güçlüsü, güneydoğudan gelen Şeker Bulak’tır. Gölü çevreleyen tepelerde, günümüzde en küçük bir bitki topluluğu kalmamıştır. Ancak çevre köylerde oturan yaşlı insanlar, eskiden gölün çevresindeki tepelerde orman alanlarının bulunduğunu, toplu olarak ağaç kesme ve ancak kışın kar yağdıktan sonra ağaçları kaydırarak köye taşıma işlemine katıldıklarını ve çeşitli av hayvanlarını avladıklarını anlatmaktadırlar. Gerçekten Ortaçağ kaynakları da, Aladağ çevresinin orman alanlarıyla kaplı olduğu konusunda çok önemli bilgiler vermektedir. Örneğin tarihçi Nizamüddin Şami, 1394 yılında Timur’un ordusu ile birlikte Aladağ Ormanları’nda konakladığını, ava çıkarak dağ keçisi, koç gibi hayvanları avladığını yazmaktadır. Yağmur, sel ve kaynak sularının yüzlerce yıldan beri göle doğru taşımış olduğu kalın toprak tabakası gölün içini doldurmuşsa da, gölde biriken suyun 2-3 km2’lik bir alana yayıldığı görülmektedir. Deniz seviyesinden 2550 m. yüksekliğinde olan ve tipik bir yayla yerleşimi niteliği yansıtan göl çevresi, günümüzde Tırmıklı Köyü halkı tarafından yaylak olarak kullanılmaktadır. (Belli, 2007, s. 359)
Barajın duvarı gölün güneybatısında andezitten oluşan kayalık iki boğaz arasına yapılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda yapılan baraj duvarının uzunluğu 190 m., genişliği 2.5 m. ve yüksekliği de ortalama 3-5 m. arasında değişmektedir. (Belli, 2007, s. 359)
Baraj bu haliyle Doğu Anadolu Bölgesi’nde bugüne değin bulunan Urartu barajlarının en uzun duvarlı olanını oluşturmaktadır. Baraj duvarlarında kullanılan kabaca işlenmiş iri andezit taşları, çevrede zengin olarak bulunan andezit yataklarından elde edilmiştir. Baraj duvarının orta kısmının çeşitli nedenlerden dolayı yıkıldığı ve bu yüzden Ortaçağ veya Osmanlı Devleti döneminde çok büyük bir onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Duvarın ne zaman ve hangi nedenlerden dolayı yıkıldığını şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Onarımın yalnızca yıkılan duvarın orta kısmına doğru yapıldığı görülmektedir. Duvarın kuzey ve güney bölümleri ise, herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze değin özgün biçimini korumuştur. Onarılan kısımlarda, taşların arasına birleştirici malzeme olarak Horasan Harcı kullanılmıştır. Horasan Harcı ile yapılan duvarın orta kısmının kalınlığı 5- 7 m. arasında değişmektedir. Yapılan bu onarım sırasında savak kısmı da çok büyük bir değişikliğe uğramıştır. Özenle işlenmiş andezit taşlardan yapılan ve taşlar arasında Horasan Harcı kullanılan savak kısmının kalınlığı 1.5 m.’dir. Ancak yapılan duvarın orta kısmının daha sonraki dönemlerde tekrar yıkıldığı anlaşılmaktadır. Ortaçağ’da onarımda kullanılan taşların daha küçük oldukları görülmektedir. Oysa duvarın kuzey ve güney bölümlerinde 2.5 m. genişliğindeki özgün Urartu duvarında kullanılan taşlar çok daha büyüktür. Günümüzde duvarın göl tarafına bakan doğu yüzüne büyük toprak tabakası yığılarak, suyun birikmesi sağlanmıştır. Yapılan bu küçük onarımla barajda büyük oranda su birikmesine karşın, baraj suyu artık eskisi gibi sulama amacıyla kullanılmamaktadır. Buna karşın Çirişgöl Barajı’nın suları, çevredeki köy halkının beslediği ve sayıları on binleri bulan küçükbaş hayvanların su gereksinmesini karşılamaktadır. (Belli, 2007, s. 383)
Baraj duvarından batı yönüne doğru akan ve günümüzde Han Dere adını alan sular, yapısı andezitten oluşan kayalık alanda derin ve geniş bir vadi açmıştır. Kayalık vadiden akan baraj sularının çok büyük bir kısmı, aşağıda Pay Köyü’nün 1 km. kadar doğusunda Deliçay Suyu ile birleşmektedir. Yani bu sudan yararlanılmadığı anlaşılmaktadır. Deliçay’dan alman ve batı yönüne doğru devam eden bir kanal, Erciş’in kuzeyine uzanan toprakları sulamaktadır. Ancak toprak içine açılan kanalın günümüzde tümüyle toprakla dolduğu ve eski işlevini kaybettiği görülmektedir. Baraj suyunun önemli bir bölümü ise, duvarın 600 m. batısından itibaren, derin vadiye girmeden önce, vadinin güney eteğinden açılan bir kanal ile batı yönüne doğru uzayan verimli topraklarda yapılan tarımın su gereksinmesini karşılamak için kullanılmıştır. Kanal, kayalık arazinin kuzey eteğinden geçirilmiştir, ancak arazinin elverişli olmayan alçak yerlerine, yani kuzey kısımlarına destek duvarları örülmüştür. Üst kısımları yıkılan destek duvarlarının mevcut yüksekliğinin yer yer 1-1.5 m.’ye kadar varlığını koruduğu görülmektedir. Çok uzun bir süreden beri çalışmayan kanalın içi toprakla dolmuştur. Şu anda kanalın genişliği ortalama 1 m., derinliği ise 60-80 cm. arasında değişmektedir, ilk yapıldığı sırada kanalın genişliğinin 1.5 – 2 m., derinliğinin ise 1.5 m. kadar olduğu sanılmaktadır. Daha aşağılarda, yani batıda arazinin düz ve alçak olduğu kısımlarda ise, suyun aynı seviyede akıtılabilmesini sağlamak amacıyla karşılıklı olarak kanal duvarlarının yapıldığı ve daha çok yükseltildiği görülmektedir. Ortalama olarak 1 – 1.5 m. yüksekliğinde yapılan kanal duvarlarının üzerinin kalın bir toprak tabakası ile kaplı olması yüzünden, hangi tür taşın kullanıldığı görülmemektedir. Ancak duvarın yıkılan kısımlarında kullanılan, dış yüzleri kabaca işlenmiş iri andezit taşlar, kanal duvarlarında kullanılan taş türü hakkında bilgi vermektedir. Arazinin alçak olan kısımlarında karşılıklı olarak yapılan yüksek duvarlı böylesine bir kanalın benzerine, şimdiye değin Doğu Anadolu Bölgesi’nde rastlanılmamıştır. Çok gelişmiş bir su mühendisliği bilgisinin ürünü olan bu tür kanallar, günümüzde Doğu Anadolu Bölgesi’nde betondan yapılan ve 1 – 1.5 m. yüksekliğindeki ayaklar üzerinden geçirilen kanalların tasarım yönünden ilk örneklerini oluşturduğu için, çok büyük bir önem taşımaktadır. (Belli, 2007, s. 383)
Aşağı Göze Köyü’nün kuzeydoğusuna kadar devam eden kanalın yaklaşık olarak 6 – 7 km. uzunluğunda olduğu anlaşılmaktadır. Kanaldan gelen ve büyük bir hızla akan sular, Aşağı Göze Köyü’nün 4.5 km. kuzeydoğusunda yapılan bir gölette biriktirilip dinlendirildikten sonra, tarım alanlarına dağıtılmaktadır. Bölge halkı tarafından Çirişgöl Göleti olarak adlandırılan göletin biçimi konusunda bir fikre sahip değiliz. Yüzlerce yıldan beri kanal suyunun taşımış olduğu kalın toprak tabakası, göletin içini ve duvarlarının üzerini tümüyle kapattığından, günümüzde eski duvar kalıntılarından en küçük bir iz bile görülmemektedir. Bu yüzden Çirişgöl Göleti’nin çevresi ve içi çok uzun bir süreden beri tarla olarak kullanılmaktadır. Yalnızca gölete su getiren kanalın izi belirgin olarak görülmektedir. Kanalın taşıdığı ve gölette biriktirilen suların batıya ve kuzeybatıya doğru alçalan ve sulanmasına başka türlü olanak olmayan verimli topraklarda yapılan tarıma hayat verdiği anlaşılmaktadır. (Belli, 2007, s. 383)
Kanal ve üzeri kalın bir toprak tabakası ile kapanan Çirişgöl Göleti’ne en yakın arkeolojik kalıntı, 3 – 4 km. kuzeybatıda yer alan Akhasan Kale- si’dir. Akhasan Kalesi, Erciş ilçesinin de 16- 17 km. kuzeyinde bulunmaktadır. Kalenin batı ve kuzeyi, Deliçay Suyu tarafından derin bir şekilde oyuldu- ğu için, bir uçurum halini almıştır. Fazla büyük olmayan kalenin doğu ve güney sur duvarlarının ancak temelleri, 1 – 2 sıra taş halinde günümüze değin varlığını koruyabilmiştir. Kale duvarlarının Ortaçağ’dan günümüze değin aşırı bir şekilde tahrip edildiği görülmektedir. Bu yüzden kale belirli bir plan vermekten uzaktır. Kale duvarlarında kullanılan kabaca işlenmiş iri andezit taşlar, çevrede zengin olarak bulunan andezit yataklarından elde edilmiştir. Ayrıca Tırmıklı Köyü’nün kuzeyi ile kalenin güney eteklerinde yer alan Urartu mezarlarının da halk tarafından soyulduğu görülmektedir. (Belli, 2007, s. 383)
Kaçak olarak kazılan ve içlerine toprak dolan oda mezarlar, açık bir plan vermekten uzaktır. Artsvvapert (Tırmıklı) Kilisesi içinde bulunan çivi yazılı stelden de öğrenildiği gibi, Kral Menua döneminde yapılan kale, gölet ve kanalın güvenliğini sağlayan, bakım ve onarım işlerini düzenleyen tipik bir koruma kalesi niteliğindedir. (Belli, 2007, s. 383)
1.4.2.Meydangöl Baraji
Meydan Boğazı Barajı, Van Gölü’nün kuzey kıyısındaki Erciş’in 36 km. kuzeybatısında ve Meydan Köyü’nün 1 km. kuzeyinde yer almaktadır. Deniz seviyesinden 2300 m. yüksekliğindeki Meydan Gölü’nün çevresini, yükseklikleri ortalama 2560-2700 m. arasında değişen basık dağlar çevrelemektedir. Günümüzde gerek göl alanının çevresinde, gerekse dağların zirvesinde en küçük bir bitki topluluğu kalmamıştır. Kabaca geniş bir çanak şeklindeki göl alanında biriken sular, çevredeki dağlardan gelen küçük derelerin yanı sıra, kar, yağmur ve kaynak sularının birleşmesinden oluşmaktadır. Suların çıplak dağlardan sürükleyerek getirmiş olduğu toprak tabakası, hem göl alanının kenarlarını doldurmuş, hem de göl içinde küçük adacıklar meydana getirmiştir. Yaklaşık 9 km2, genişliğindeki göl alanında suların sürekli olarak akıtılması yüzünden, çok az su bulunmaktadır. (Belli, 2007, s. 389)
Meydan Gölü kaplamış olduğu alan bakımından, Urartu Krallığı’nın baraj yaptığı en büyük göl alanını oluşturmaktadır. Zengin otlak ve sazlarla kaplı olan ve günümüzde “Meydan Yaylası” olarak isimlendirilen göl alanının çevresi, yaz aylarında yakın çevredeki köy halkı tarafından yaylak olarak kullanılmaktadır. Yüzlerce çadırın kurulduğu göl çevresi, geleneksel yarı-göçebe yaşam biçimini tüm canlılığıyla yansıtmaktadır. (Belli, 2007, s. 389)
Meydan Gölü’nde biriken sular, güney yönünde dar ve dik bir vadiden büyük bir hızla akmaktadır. Baraj duvarı da, güneydeki kayalık boğaza inşa edilmiştir. Baraj duvarında kullanılan iri andezit taşlar, çevrede çok geniş bir alana yayılan andezit kayalıklardan elde edilmiştir. İnşa edilen baraj duvarı, dar vadide hızlı bir şekilde akan göl suları tarafından parçalanmıştır. Bu tahripten en çok duvarın batısı etkilenmiştir, öyle ki duvarın üçte ikisinden fazlası yok olmuştur. Duvarların temellerine değin yok olduğu görülmektedir. Sular ancak 6 -7 ton ağırlığında olan andezit kaya parçalarını sürükleyememiştir. Suyun çok güçlü ve hızlı akması yüzünden arazide derin bir yatak açtığı ve bu yüzden duvarların temellerinin de tahrip olduğu anlaşılmaktadır. Suyun yaptığı bu şiddetli tahripten yalnızca vadinin doğu yamacında kalan duvar kalıntıları kurtulmuştur. (Belli, 2007, s. 389)
Meydan Boğazı Barajı duvarının inşa tekniği ve tasarımı, erken dönem Urartu baraj duvarlarının inşa tekniği ve tasarımından farklı özellikler göstermektedir. Erken dönem Urartu barajları, genellikle 9 – 10 m. kalınlığında bir duvardan meydana gelmiştir. İnşa yazıtından dolayı kesin olarak tarihlenebilen M. Ö. 7. yüzyıla ait barajlar, arka arkaya inşa edilen iki veya üç duvar arasının kalın bir blokaj tabakasıyla doldurulmasından oluşmaktadır. Meydan Boğazı Barajı da, arka arkaya inşa edilen üç duvar arasının kalın bir blokaj tabakasının doldurulmasıyla inşa edilmiştir. Duvarlardan en kuzeyde olanı, 2.5 m. genişliğinde ve 13.5 m. uzunluğundadır. 1 m. Yüksekliginde olan ve işlenmiş iri taşlardan yapılan bu duvarın, suyun basıncından ve tahribinden dolayı güneyindeki iki duvardan daha fazla zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Bu duvar güneyinde arka arkaya inşa edilen iki duvardan daha kısadır. Bu duvarın 14.5 m. güneyine ikinci duvar inşa edilmiştir. Bu iki duvarın arası ise taş ve topraktan oluşan bir blokaj tabakasıyla doldurulmuştur. Bu duvar 3.90 m. genişliğinde ve 27.30 m. uzunluğundadır. Bu duvarın 3.5 m. güneyine ise üçüncü duvar inşa edilmiştir. Bu duvar da 5.20 m. genişliğinde ve 25 m. uzunluğundadır. Böylece 29.60 m. genişliğinde bir duvar elde edilmiştir. Bu kadar geniş duvar yapılmasının en büyük nedeni, göl alanında biriken milyonlarca metreküp suyun basıncına dayanıklı olmasını sağlamak içindir. (Belli, 2007, s. 389)
Baraj duvarının kaç metre yüksekliğinde ve kaç metre uzunluğunda olduğunu şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Vadinin doğu eteğinde varlığını koruyan Urartu duvarlarının üstündeki taşların güneybatı yönüne doğru şiddetli eğimden dolayı aktığı görülmektedir. Duvar kalıntılarının büyük bir bölümü temel kısımlarına aittir. Duvarların inşa edildiği kayalık boğazın dar ve derin olmasından dolayı, duvarın 5 – 6 m. yüksekliğinde olması gerekmektedir. Nitekim Orta- çağ’da inşa edilen duvar kalıntısının yüksekliği de, duvar yüksekliğinin 5 – 6 m. olduğunu göstermektedir. Güneydeki iki duvarın uzunluklarının ise 60 – 70 m. arasında olduğu sanılmaktadır. Duvarların ne zaman ve nasıl tahrip olduğu hakkında şimdilik en küçük bir bilgimiz yoktur. Çok büyük bir olasılıkla baraj duvarı Urartu Krallığının yıkılmasından sonra tahrip olmuş olmalıdır. Nitekim Urartu duvarları yıkıldıktan sonra Ortaçağ’da yeni bir duvar daha inşa edilmiştir. Kuzeydeki ilk duvarla ortadaki duvar arasında bulunan blokaj dolgu içine yapılan bu duvarda kullanılan taşlar, Urartu duvarlarında kullanılan taşlara kıyasla çok daha küçüktür ve taşlar arasında birleştirici malzeme olarak Horasan Harcı kullanılmıştır. Duvarın her iki dış yüzünde kullanılan taşların daha büyük olduğu görülmektedir. 3.10 m. genişliğinde ve 14 m. uzunluğunda olan Ortaçağ duvarı, kuzeydeki Urartu duvarının uzunluğu ile aynıdır. Ancak güneydeki iki duvardan ise daha kısadır. Ortalama olarak 3.5- 4 m. yüksekliğinde olan duvar kalıntısının yıkılan üst kısmıyla birlikte gerçek yüksekliğinin 6- 7 m. arasında olduğu sanılmaktadır. Ayrıca duvarın güney yüzü, Ortaçağ yapılarındaki burçlarda yaygın olarak görüldüğü gibi, yarım çember tasarımında yapılmıştır. Duvarın güneydoğu ucuna doğru yarım çember biçiminde yapılan bu çıkıntının, duvara sağlamlık kazandırmak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu duvar da Urartu duvarları gibi yıkılmaktan kurtulamamıştır, duvarın batısında kalan kısmın üçte ikisinden fazlası yok olmuştur. Bu duvarın da ne zaman ve nasıl yıkıldığını bilemiyoruz. (Belli, 2007, s. 389)
Gerek Urartu baraj duvarlarının, gerekse Ortaçağ’da inşa edilen duvarların yıkılmasında, büyük bir alana yayılan göl alanında biriken suların çok fazla olmasının ve güney yönüne doğru büyük bir eğimle hızlı bir şekilde akmasının çok büyük etkisi olmuştur. Ortaçağ baraj duvarının yıkılmasından sonra, 1970’li yıllara değin Meydan Gölü’nde biriken sular, özellikle suların çok bol olduğu ilkbahar mevsiminde yıkılan duvarları parçalayarak güney yönüne doğru hiçbir sınır tanımadan hızlı bir şekilde akmaya devam etmiştir. 1976 yılında ise Van Toprak Su Bölge Müdürlüğü tarafından yeni bir baraj duvarı inşa ettirilmiştir. Urartu duvarının 57 m. kuzeyinde inşa edilen bu duvar yaklaşık 140 – 145 m. uzunluğunda, 10 – 12 m. yüksekliğinde ve 13 – 14 m. genişliğindedir. Modern bir şekilde inşa edilen bu duvarın Urartu ve Ortaçağ duvarlarından uzakta inşa edilmesiyle, eski duvar kalıntıları yok olmaktan kurtulmuştur. (Belli, 2007, s. 393)
Meydan Boğazı Barajı’nın toplam 29.60 m. genişliğindeki duvarı hem Kırcagöl, hem de Rusa Barajı duvarından daha geniştir ve Köşebaşı Ba- rajı’ndan sonra şimdilik ikinci geniş Urartu baraj duvarını oluşturmaktadır. Bu kadar geniş duvar yapılmasının en büyük nedeni, yaklaşık 9 km2, genişliğindeki göl alanında biriken milyonlarca metreküp suyun basıncına dayanıklı olmasını sağlamak içindir. Arka arkaya üç duvarın inşa edilmesiyle elde edilen Meydan Boğazı Barajı duvarının en yakın benzerini ise, Kıreagöl Barajı oluşturmaktadır. Erken dönem Urartu barajlarına kıyasla çok gelişmiş bir baraj duvarı inşa tekniğini gösteren Meydan Boğazı
1.5.Bu Barajları Korumak İçin Yapılan Kaleler
Ururtuar yaptıkları barajları sahipsiz bırakmamış onları en iyi noktalardan koruyacak kaleler de inşa etmişlerdir. Örneğin meydan gölün hemen yakınında kurdukları bu amaç için yaptıkları bir kale vardır. Çirişgöl barajından getirdikleri suları korumak için birden fazla kale yapmışlardır. Bu kalelerden biri Salmanağa köyündedir. Daha sonra kalenin taşları kullanılarak Salmanağa kilisesi inşa edilmiştir.
1.5.1.Meydan Göl Kalesi
Baraj duvarının yaklaşık olarak 250 m. kuzeydoğusunda basık bir tepe üzerinde fazla büyük olmayan bir kale bulunmaktadır. Ancak şimdiye kadar bulmuş olduğumuz baraj koruma kaleleri arasında en büyük kaleyi oluşturmaktadır. Meydan Tepe Kalesi olarak isimlendirdiğimiz bu kalenin deniz seviyesinden yüksekliği 2300 m.’dir. Kalenin Tunç ve Erken Demir Çağı yerleşmelerinin içeren bir höyük üzerine kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Kale, tepenin doğal konumuna uygun olarak, kuzey- güney doğrultusunda oval bir biçim göstermektedir. Diğer Urartu kaleleri gibi Meydan Tepe Kalesi’nin çevresi de kalın duvarlarla çevrelenmektedir. Tepenin dik olan kuzey ve batı kesimlerindeki duvar taşlarının akıp gittiği, ancak temel kalıntılarının kaldığı görülmektedir. Kalenin güneydoğu duvarlarından bir sıra, doğu duvarlarından ise iki sıra halindeki taş dizisi günümüze değin varlığını korumuştur. Yer yer 80- 90 cm.’ye kadar bir yüksekliğe sahip olan kale duvarları, çıkıntıları kabaca düzeltilmiş iri andezit taşlardan yapılmıştır. (Belli, 2007, s. 395)
Bu önemli kalenin barajı korumasının ve su akıtma işleriyle bakım- onarım işlerini organize etmesinin yanı sıra, bölgedeki en büyük obsidyen üretim merkezi olarak da görev yaptığı anlaşılmaktadır. Kalenin güneydoğusunda uzanan basık ve yayvan tepelerin güney ve batı yönlerine uzanan eteklerinde çok geniş bir alana yayılan obsidyen yatakları bulunmaktadır. (Belli, 2007, s. 389)
Kalenin üstünde ve çevresinde bulmuş olduğumuz M. Ö. 8. yüzyıla ait çark yapımı ve kırmızı astarlı çok kaliteli Urartu keramikleri, sanki Urartu başkenti Tuşpa (Van Kalesi) ve Rusahirıili (Toprakkale) ile Sardurihirıili (Çavuştepe), Ayanis, Aşağı ve Yukarı Anzaf kaleleri gibi görkemli yerleşim merkezlerinde ortaya çıkarılan keramiklerin benzerini oluşturmaktadır. (Belli, 2007, s. 395)
Meydan Tepe Kalesi’nden güneybatı ve batı yönlerine bakıldığında, halk tarafından kaçak olarak kazılan çok sayıdaki Urartu mezarının toprakta bırakmış olduğu iz, tıpkı bir köstebek yuvasıymış gibi görünmektedir. Soyulan bu mezarlardan en belirgin plan verenlerden biri, baraj duvarının yaklaşık olarak 120 m. kadar batısında, fazla yüksek olmayan bir tepe üzerinde yer almaktadır. Güney yönüne doğru yayvan bir şekilde uzanan bir tepe üzerinde çok sayıda mezarın açılmış olduğu görülmektedir. Bu kesimdeki mezarların daha çok açılmasında, çevreye yaz aylarında kurulan çadırlarda yaşayan insanların çok büyük etkisi olmalıdır. 3.95 m. x 1.80 m. büyüklüğündeki dikdörtgen mezar odasının dromosu, güney yönüne bakmaktadır. Nişsiz olduğu anlaşılan mezarın duvarları, yarı işlenmiş irili- ufaklı andezit taşlarından yapılmıştır. Taşların çevredeki andezit kayalıklarından elde edildiği anlaşılmaktadır. (Belli, 2007, s. 395)
1.5.2.Ercişin Kuzeyinde Yer Alan Salmanağa Kalesi
Keklikova Salmanağa ve çevresindeki sulama faaliyetlerini kral manuanın ağzından Salmanağa kilisesind bulunan stellerden okuyoruz.
Baraj, kanal ve göletin tarihlenmesine yardımcı olacak ikinci önemli buluntu, arkeoloji literatürüne Artsvvapert – Agasof (bugünkü Sa manağa) Steli olarak geçen yazıttır. Bazalt taşından yapılan bu önemli stel, günümüzde Artsvvapert Kilisesi’nin nişinde bulunmaktadır. Kral Menua (M.Ö. 810 – 786) dönemine ait olan stelin her iki yüzünde de çivi yazısı bulunmaktadır. Ortaçağ’da stelin kilisenin yapımında kullanılmak üzere taşındığı anlaşılmaktadır. Salmanağa Köyü’nün 1 km. kadar güneyinde bulunan Artsvvapert Kilisesi, ne yazık ki defineciler tarafından aşırı bir şekilde tahrip edilmiştir. Barajın ve kanalın hangi kral tarafından yaptırıldığını gösteren bu çivi yazılı stel, sulama tesislerinin kesin olarak tarihlendirilmesi konusunda çok büyük bir önem taşımaktadır. Stelin ön yüzünde şunlar okunmaktadır:
Tanrı Haldi’nin kudretiyle, Tanrı Haldi’ye, efendiye, İşpuini oğlu Menua bu yazıtı adadı. Tanrı Haldi’nin büyüklüğü sayesinde, İşpuini oğlu Menua, güçlü Kral, Biainili Ülkelerinin Kralı, Tuşpa Kenti’nin efendisi.
Tanrı Haldi’nin kudretiyle, İşpuini oğlu Menua bu kanalı ülkede açtı. Alia Kenti yöresinden, Quera Kentlerine. Kanalı ağız kısmından, Dainali (suyuna) kadar götürttüm. (Kanal suyunu) dağıttığımda…, Menua hem bu kanalı açtı, hem de koruma kalesi yaptı…
1.5.3. Êzik (Çökek) Kalesi
Yer olarak Soskun (Keklikova köyünün kuzeyinde hocalı köyünün batısında yer alır. Yukarıda sözü edilen kalenin kalıntısı halen bulunmaktadır. Ne yazık ki kalenin taşları köylüler tarafından taşınmış ve kale tahrip edilmiş bulunmaktadır. Ancak kalenin izi bellidir. Salmanağa steli hem sulama kanallarından hem de bu yörede kurulan koruma kalelerinden bahsettiği için önemlidir. Bu kalenin de önemli bir işlev gördüğü okta belli tarafından dile getirlmektedir. (Belli, 2007) Bu kalenin deliçaya yakın yapılması sulama kananllarının korunması için yapıldığını göstermektedir.
1.6.Sulama Kanalları
Urartuların Van genelinde bu arada Erciş’te bıraktığı izlerin başında sulama kanalları gelmektedir.Bu gün kullanılan Yeşil Erciş kavramının mimari Kral Manua ve ve Kral Argiştî ‘dir denebilir. Ercişte tarımı başlatan, özellikle de üzüm bağlarını eken ve düzenleyen bu yüzden her sene bağ bozumlarında Tanri haldiye bir çok kurban kesitiren bir devlettir Urartu.
Körzüt’ten Deliçay ve Ernis üzerinden giden bir yol bu ovayı ve Van Ovasını Frçiş Ovası’na ve buradan daha kuzeyde yer alan Patnos Ovası’na bağlar. Erciş Ovası bölgenin cmi verimli tarım alanlarını içerir. Zilan Deresi ve diğer birçok küçük akarsu bu verimliliğin temel kaynağıdır. Bölge çeşitli yollar ile Urartu’nun kuzey ve kuzeydoğu toprakları ile ilişki içindedir. (Çilingiroğlu, 1977, s. 7)
1.6.1.Meydan Gölden Gelen Kanallar
Meydangöl’den gelen kanallar genellikle Kocapınar, Zirnakitepe, Çelebibağ düzlüğünü ve Erciş ovasını sulardı.Zilan çaylarının düzenlenmesi de bayındırlık işlerinde önemli oldu. Zilan çayından yararlanmak için çalışmalar yapılmış kanallama sistemleri geliştirilerek bu çaylardan azamı derece yararlanılmıştır. Çayların ulaşamadığı yerlere meydan göl barajından gelen kanallar ile sulama yapılmıştır.
1.6.2.Çirişgölden Gelen Kanallar
Çirişgölden gelen kanallar genellikle Erciş ile Muradye arasında kalan bölgede sulama hizmeti için kullanılırdı. Muradiye ile Erciş arasında kalan bölgeye ek olarak Haydar bey ve çevresi de bu kanallarla sulanmıştır.
Erciş merkezin sulanması için Ercişin kuzeyinden gelen Deliçaydan yararlanılmış bu çayın sularının daha çok yeri sulayabilmesi için çok ciddi bir kanallama sistemi geliştirilmiştir. Deli çayın ulaşamadığı yerler de çirişgölden gelen kanallar ile su taşınmıştır. Göze köyleri civarı Haydar Bey ve bu arada kalan arasziler buradan gelen sular ile sulanmıştır.
1.7.Ticaret Faliyetleri
Urartular ticaret faaliyetlerine de büyük önem verirlerdi. Hem karadan bu yüzden yollar açmışlar hem de Vangölü üzerinden su yolunu kullanmışlardır. Van gölünün kenarinda bulunan yerleşim yerlerinde bir dizi iskele kale yaparak su yolunu kullanılacak hale getirmişlerdir.
1.7.1.Meydan gölde taş ocakları (Endezit taş yatakları)
Kalkolitik ve Tunç Çağı’nda Tilkitepe, Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında yükselen Nemrut ve Süphan yanardağlarının etekleri ile Erciş’in kuzeyindeki Meydan Tepe’den çıkarılan ve güneyde, Kuzeybatı İran ve Mezopotamya’ya sevk edilen obsidyenlerin (volkanik doğal cam) işlendiği ve pazarlandığı önemli bir ticaret merkeziydi. Madenlerin henüz kullanılmadığı Kalkolitik Çağ’da, siyah renkli obsidyenden bıçak, orak, deliciler ve çeşitli kesici aletler yapılmaktaydı. Yapılan bu ticaret sonucunda, güneydeki Mezopotamya kültürü Van Bölgesi’ne kolayca yayılmış ve buradaki kültürün daha hızlı bir şekilde gelişmesine yardımcı olmuştur. (Belli, 2007, s. 54)
1.7.2.Endezit Taşların Kuzey Süriyeye Taşınabilmesi İzin Su Yolundan Yararlanılması
Urartular karayollarına ne kadar önem vermişlerse su yoluna da bir o kadar önem vermişlerdir. Bu yüzden suyollarını biri birilerine bağlamak için iskele kaleler inşa etmişlerdir. Van kalesi, Amik kalesi, Erciş deliçay üzerindeki balıkbendi kalesi, Erciş Eganis kalesi, Adilcevaz iskele kalesi, ahlat ve tatvanda bulunan iskele kaleler. Bu çember içinde ticaret yapılırdı. Bitlise ve süriyeye gönderilecek olan hububat, şarap, Endezit taşlar vs birçok ürünün ticareti yapılırdı.
1.8.Ercişteki iskele kaleler
Van, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Tatvan, gevaş gibi yerleri biri birine bağlamak için su yolundan yararlanma yoluna gidilmiştir. Kışın karayolunun kar yüzünden sıkıntılı olması Urartuları bir alternatif aramaya itmiştir.Uzun ve zahmetli karayolu yerine su yolunun rahatlığını keşfetmiş bulunan Urartular bu yüzden her heyleşim yerinde bir iskele kale yapma yoluna gitmişlerdir. Ercişte bu amaçla iki tane iskele kale inşa edilmiştir.
- Çelebibağında bulunan Eganis Kalesi
- Deliç ay üzerinde bulunan ve Vangölüne sıfır bir yerde (Bugünkü balık bendinde) inşa edilen bir kaledir.
1.8.1.Eganis Kalesi
Barajı’nın hem Rusa, hem de Kıreagöl barajlarından daha eski olduğunu, arkeoloji literatürüne “Haei ve Çelebibağı Yazıtı” olarak geçen iki stel üzerindeki aynı içeriğe yazıtlardan öğrenmekteyiz. Kral II. Argişti (M.Ö. 714 – 685) dönemine ait olan bu stellerden biri, barajın yaklaşık olarak 11 km. güneyindeki Haei (Agi – bugünkü Kocapınar) Köyü’nde, diğeri de Çelebibağı’nda bulunmuştur. Çelebibağı steli, Çelebibağı Camii kapı girişinin hemen sağında bulunmaktadır. Zaten Meydan Boğazı Barajı’na da Kocapınar (Haei – Agi) Köyü’nü geçtikten sonra kuzey yönüne doğru dik bir şekilde devam eden bir yol ile ulaşılmaktadır. Çok büyük bir olasılıkla her iki stelin de eskiden Meydan Boğazı Barajı yakınında olduğu, daha sonra ise çeşitli nedenlerden dolayı güney yönüne doğru çok kolay bir şekilde bayıraşağı taşınarak bunlardan birinin Haei (Kocapınar) Köyü’ne, diğerinin de Çelebibağı’na getirildiği anlaşılmaktadır. Bu steller, Kral II. Rusa (M.Ö. 685 – 645) tarafından yaptırılan ve kendi adıyla anılan Rusa Barajı yazıtından sonra, barajın hangi kral tarafından yaptırıldığı konusunda kesin bilgi veren ikinci değerli belgeyi oluşturduğu için, Urartu barajlarının kesin olarak tarihlendirilmesi konusunda çok büyük bir önem taşımaktadırlar. Ne yazık ki Çelebibağı stelinin sonundaki yazıtın bir kısmı kırılmıştır. Haei steli üzerinde aynı içeriğe sahip olan yazıtın da son kısmı yine kırık olmasına karşın, arka kısmında Çelebibağı stelinden daha fazla bilgi bulunmaktadır. Çelebibağı stelinin ön yüzünde şunlar okunmaktadır: (Belli, 2007, s. 393)
“Tanrı Haldi’ye, efendiye, Rusa oğlu Argişti bu steli gelecekteki yaşamı için armağan etti. Tanrı Haldi’nin koruyucu gücü sayesinde Rusa oğlu Argişti sevinç, büyüklük, kuvvet ve güçle doldu. Tanrı Haldi’nin, efendinin büyüklüğü sayesinde, O’nun hizmetçisi Rusa oğlu Argişti der ki: Tanrı Haldi’nin gücü sayesinde, o bana her yerde koruyucu şemsiyesi altında yardıma geldi, kendi sözünü bana söyletti, bana geniş krallığı verdi ve böylece ben de krallığın tahtına oturdum. Bana Kral asasını ayırdı ve koruyucu bir yardımcı olarak her şeyi bana bıraktı ve destek oldu. Böylece “Araba Ülkeleri” benim hizmetçim oldular. Tanrı Haldi, efendim, bana mühür kuvveti ve savaş gücüyle her türlü yardım etti. (Belli, 2007, s. 393)
Argişti der ki: Taktumnia Şehri’ndeki sulama kanalı ve ûuriakagi Ülkeleri’ndekl topraklar ekilmemişti, sebze, meyve ve asma bahçesi olarak orada hiçbir şey yoktu, orada hiçbir kanal yapılmamıştı, Tanrı Haldi bana onların hepsini yapmam için buyruk verdi. Bu gölü (barajı) Airi Ülkesi’ndeki dağlardan gelen sulardan ve dağlar içinde yaptım. Bu gölün doldurulmasına yarayan dağlar, dağ bölgelerinden Amuni, Budua, Nagilia, Salatara ve Urae idi. Argişti der ki: (Belli, 2007, s. 393)
Daha önce o gölün yerinde hiçbir şey yoktu, hiçbir kanal yapılmamıştı, Argişti (hinili Şehri)…”
Daha fazla bilgi olan Haei stelinin arka yüzünde ise şunlar yazılıdır:
“…orada şehir yaptım. Orada şehirler ele geçirdim. (?) Arta rap’sa Ülkesi’nin önünde, Argiştihinili şehrinde udiguni adamı Rusa oğlu Argişti der ki: Bu kanal bu şehirlerin sulanması için olsun… bu şehirler için… Gölden akan su olsun. Bu vadinin sulanması için olsun… Argişti der ki: Irmak şehirlerindeki su… Tanrı Haldi’nin büyüklüğü sayesinde Rusa oğlu Argişti, güçlü kral, Biainili Ülkesi’nin kralı, Tanrı Haldi’nin hizmetçisi, halkın sadık çobanı… savaştan korkmadı. Argişti der ki. Her kim bu yazıtı buradan kaldırırsa...” (Belli, 2007, s. 394)
II. Rusa döneminde daha yaygın olarak görülen bu tür gelişmiş barajların ilk örneğinin şimdilik II. Argişti döneminde yapılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Barajın arazinin eğimli olan güney yönüne akıtılan ve günümüzde “Meydan Deresi” olarak adlandırılan sular, eski kanal güzergahını izlemektedir. Kanal boyunca yapmış olduğumuz araştırmada, Urartu Krallığı döneminden günümüze kadar güney yönüne doğru akıtılan suyun, toprağa açılan ve yüzyıllar boyunca derin bir şekilde oyulan aynı kanal güzergahından aktığı görülmüştür. Bu sular günümüzde bile özellikle Ko- capınar (Haci) Köyü çevresinde yer alan ve çok geniş bir alana yayılan verimli topraklarda yapılan tarıma hayat vermektedir. Baraj suyunun Ortaçağ ve Osmanlı Devleti döneminde de ovada yer alan tarla ve sebze bahçeleri için çok büyük bir önem taşıdığını, baraj duvarlarında yapılan onarmalar göstermektedir. Ayrıca bu verimli topraklardan elde edilen hububat, eserini 1340 yılında yazan İranlı tarihçi ve coğrafyacı Hamdullah el Mustavfi Kazvini tarafından da büyük bir övgüyle anlatılmıştır. Kanal boyunca arazinin güney yönüne doğru bakan ve güneş ışınlarından daha çok yararlanan kısımlarının yapay teraslar halinde düzenlediği görülmektedir. Ancak son 90 sene öncesine değin bu teraslarda varlığını koruyan asma bahçelerinden günümüzde en küçük bir iz kalmamıştır. (Belli, 2007, s. 394)
1.8.2.Balıkbendi Kalesi
Deliçay balıkberdinde yer alan iskele kale Urartu döneminde oldukça işlek bir kaleydi. Burası van amik kalesine en yakın noktalardan biriydi. Karadan uzun ve meşakkatli bir yolculuk yapmak yerine su üzerinden çok rahat bir şekilde ulaşım imkanı olduğu için bu kullanılmıştır. Van ile Erciş arasındaki karayolu kışın kapandığından su üzerindeki yolculuk tercih nedeniydi.
1.9.Ercişte tarım faaliyetleri
Erciş topraklarının o dönemde bataklık olması ve rimli bir yapıya sahip olması Urartuları burada tarım yapmaya sevketmiştir. Buğday, Arpa, nohut, ve mercimek gibi taneli bitkileri ekerek bunların ticaretini yapmışlardır.
1.9.1.Üzüm Bağları
Genellikle yanlışlıkla Ermenilere ait olarak görülen Erciş Üzüm bağları Ururtu kralı Manua tarafından diklmiştir.Bu durum tarihi bir olgu olarak Karataş stellerinde yazılı olarak belirtilmiştir. Buna göre üzüm bağlarına büyük bir önem veren Urartular için üzüm kutsal bir meyvedir. Üzüm bağbozumlarında bir çok tanrıya kurban adama adetleri vardır. Hangi tanrıya ne kadar kurban kesileceği Van Meher Kapısı’nda belirtilmiştir.
1.9.2. Buğday, Arpa, Mercimek, Ve Nohut Gibi Taneli Bitkilerin Yetiştirimesi Ve Satılması
Ayanıs kalesinde insan bu saydığımız bitkilere ait bir çok küp çıkarılmıştır. Bu küplerin devasa büyük olmaları Urartuların bu bitkilere verdiği önemi göstermektedir. Özellikle Arpanınbira yapımında kullanılması Urartuların bu bitkiye özel bir önem vermelerini sağlar. Ürün fazlası bitkiler gemilerle iskele kalelerden vangölünün üzerinden bir yerler götürülüyor daha sonra kara yoluyla süriye Irak gibi yerlere gönrilerek ticareti yapılıyordu.
1.10.Erciş’te Urartu Kentleri
Urartular Ercişte devasa kentler yaptılar. Bunlardan iki tanesinin izleri bu gün de bellidir. Ayrıca yerleşim yerinin yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Ancak tutumnia denen bir kentten bahsedilmekte olduğu yazılmaktadır. Bu kentin sözünü ettiğimiz itki kentten biri mi olduğu ya da ayrı bir kent mi olduğu bilinmemektedir.
1.10.1.Zirnakitepede 10 000 nüfuslu Argıştî kenti
Burada en büyük sorun, yazıtta sözü edilen Taktumnia Kenti’nin neresi olduğudur. Meydan Boğazı Barajı’nın yaklaşık olarak 30 km. doğusunda, bugünkü modern Erciş İlçesi’nin hemen kuzeyinde yer alan ve günümüzde Zernaki Tepe olarak isimlendirilen ızgara planlı kent kalıntısının, Taktumnia olup olmadığını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak son 25 yıldan beri bölgede ve yakın çevrede yaptığımız titiz araştırma sonucunda, başka bir kent kalıntısının varlığına da rastlayamadık. Bu yüzden çok büyük bir olasılıkla yazıtta sözü edilen Taktumnia Kenti’nin, daha önce de belirttiğimiz gibi Zernaki Tepe olması gerekmektedir. Kral II. Argişti tarafından kurulan Zernaki Tepe’de çok geniş bir alana yayılan kent kalıntısının en önemli özelliği, cadde ve sokakları birbirini dik kesen ızgara planlı yerleşim merkezinin Doğu Anadolu Bölgesi’nin en önemli kentini yansıtmış olmasıdır. Bilindiği gibi bu tür modern kentler üç yüzyıl sonra batı uygarlığı için bir esin kaynağı olmuş ve “Hippodamos Planı” adı ile anılmaya başlanmıştır. (Belli, 2007, s. 394)
Yazıtın son kısmının kırık olması yüzünden, barajın eski adının ne olduğunu şimdilik bilemiyoruz. Ancak yazıt çok gerçekçi bir şekilde kaleme alınmıştır. Gölü çevreleyen beş dağın (bugünkü Kurt Tepe, Meydan Tepe, Sait Tepe, Basri Tepe ve Gürgürbaba Tepe) tek tek adı verilmiştir. Bundan da önemlisi gölün doldurulmasını sağlayan suların, çevredeki dağlardan geldiği ve gölün dağlar içinde yer aldığı vurgulanmıştır. Bu kadar yalın ve gerçekçi bir şekilde kaleme alınmış başka bir yazıtın varlığına daha Urartu yazıt biliminde rastlanılmamıştır. (Belli, 2007, s. 394)
1.10.2.Eganis kale çevresinde yapılan Eganis kenti
Ercişte yer alan önemli iskele kalelerden birisidir. Van gölü çevresinde ticaretin kolaylaştırılması için bir dizi iskele kaleden birisidir. Ururtular tarafından yapılmıştır.
Kalenin içinde önemli bir nüfusun barındığını biliyoruz. Bu kalelerin ticari önemi büyük idi. Meydan göl taş ocaklarından getirilen taşların gemiler ile kuzey Süreye’ye aktarılmaktaydı.
1.11.Erciş’in adını bir Urartu kralı olan Argıştî den almış olması
Urartular M.Ö.9. ve 6. yüzyılları arasında Van Bölgesi’nde büyük bir devlet kurmuş, büyük bir medeniyetin temsilciliğini yapmışlardır. Erciş’te bu medeniyet içinde önemli bir konuma sahiptir. Erciş’in Van Gölü kıyısında bulunması, insanların yaşamına cevap verecek özelliklere sahip olması, suyunun bolluğu, önemli bir kavşak noktasında yer alması ve ulaşımı sağlayan iskelelere sahip olması Erciş’in önemini ortaya koymaktadır. Bu dönemde Urartu kıralı II. Argişti Erciş’te bir kent, yapay bir göl ve kanallar yaptırmıştır.
Bir görüşe göre Erciş’i kuran Urartu kralı II.Argişti, kendi adını bu şehire vermiştir. Bu nedenle Erciş adının kökeninin Argişti’den geldiği iddia edilir. Ancak bununla birlikte, II.Argişti’den önce yaşamış olan kral Menua zamanından kalma bir belgede, bu bölgedeki kent yerleşmesi için TİTUMNİA adının kullanıldığı da göz ardı edilmemelidir. (Erciş’in adı neredengelmektedir, 2014)
1.12. Ercişten Geçen Urartu Karayolları
Urartuların açtığı karyolları bu gün bile geçerli yollardır. Van-Eerzurum yol güzergahı Manua tarafından belirlenmiştir. Van- Bingöl yol güzergahı ve Van bitlis yola güzergahlerını çizenler Urartu krallarıdır. Bu karayolları Erciş’ten de geçen yollardır. Bitles ve Ağrı Erzurum yol güzerğahları Ercişte çatallanır. Erciş bir bakıma buyolların merkezinde yer almıştır. Bu yoların yapıldığına dair bilgileri karataş stellerinde buluyoruz. Ordaki tabletlerde yolların kim tarafından yapıldıkları ve diğer ayrıntılar bulunmaktadır.
Formun Altı
Kaynakça
Erciş’in adı neredengelmektedir. (2014, 12 11). 3 12, 2020 tarihinde https://www.facebook.com: https://www.facebook.com/SssSesEtme/posts/757117414367195/ adresinden alındı
Belli, O. (2007). Tarih boyunca Van. İstanbul: Promat Basın yayın AŞ.
Çilingiroğlu, A. (1977). Urartu Krallığı Tarihi ve Sanatı. İzmir: Yaşar Eğitim ve kültür Vakfı.

Bir yanıt yazın