MİTRA KÜLTÜ

yazar:

kategori:

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER. 2

1.Mithra kavramının Etimolojisi 2

2.Mitoloji 3

3.Ayinleri 6

4.Kutsal mekanları 6

5.Etkileri Ve Yayıldığı Alanlar. 6

5.1.Mezopotamya. 8

5.2.Mithra’nın İran’daki Konumu. 9

5.3.Hindistanda Mitra. 11

5.3.1.Işığı Getiren Kurtarıcı 12

5.4.Frigya. 13

5.5.Yunan. 13

5.6.Roma. 13

 

 

1.Mithra kavramının Etimolojisi

Mithra kavramı Kürtçe “Mihr” ve “ra” kavramlarından oluşmaktadır. Mihr kavramı aydınlık, aydınlanmak, ışık; ra kavramı ise “roj, ro ya da ra” biçiminde kullanılan “güneş”  anlamlarına gelmektedir. “Mihr” kavramı Kürtçe de aynı zamanda yönetici aydınlatıcı anlamında da kullanılmaktadır. Bu kavram “Mir” olarak dönüşmüş, tanrı Mihrra is e Mithrabiçiminde değişime uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. 

(Sanskrit dilinde), Avesta ve Pehlevi dillerinde mıthra. Yunanca mıthras. Latin­ce mithras. Hinduizmin Veda döneminde Aditya tanrılarından biri; Zerdüşt dini ön­cesinde İran’ın güneş, adalet, antlaşma ve savaş tanrısı. Roma İmparatorluğu’nda da 2. ve 3. yüzyıllarda, imparator ile askerleri arasındaki karşılıklı yükümlülüğü koruyan tanrı olarak benimsenmiştir. (AnaBritanica, 1989, s. 149)

2.Mitoloji

 Mitra mitolojilerinin ana öyküsü­nü dünyanın yaratılışı oluşturur. Efsaneye göre güneş tanrı, Mitra’ya ulak olarak bir kuzgun gönderir ve boğayı kurban etmesini buyurur. Mitra buyruğu isteksizce yerine getirir. Ama beyaz boğa tam öleceği anda aya dönüşür; Mitra’nın pelerini de parlak gezegenler ve yıldızlarla dolu gökyüzü biçi­mini alır. Boğanın kuyruğundan ve kanın­dan ilk buğday ve üzüm tohumları etrafa saçılır, yumurtalığından akan kutsal döl bir kazanda toplanır. Bu dölün karışımıyla yeryüzündeki canlı varlıklar oluşur. Ardın­dan gün ve gece farklılaşarak birbirini izlemeye koyulur; ay, çevrimine başlar, mevsimler de yıl boyu süren dönüşümlerine girer; böylece zaman yaratılmış olur. Ama bu sırada, birdenbire ortaya çıkan ışıkla uyanan karanlığın yaratıkları da yeryüzüne çıkar. Böylece iyi ile Kötü arasındaki savaş başlar, insanın yazgısı da böylece biçimle­nir. Kurbandan sonra Mitra ile güneş tanrısı birlikte et ve ekmek yer, şarap içerler. Mitra daha sonra güneş tanrının arabasına biner ve onunla okyanusu aşarak yeryüzü­nün öbür ucuna gider.  (AnaBritanica, 1989, s. 149)

Mitra, Antik Arilerde güneş ışığıyla ilişkilendirilmiş bir tanrı idi. Zerdüşt’ten önce etkili olan bu inanç Zerdüşt sonrası dönemde daha güçlü bir konumda ortaya çıkmış ve Roma’ya kadar geniş bir alana yayılmıştır. Magilerin çalışmaları ile bu kült gittiği her yerde yerel inançlarla etkileşime geçmiştir. Mezopotamya ve Anadolu inançlarıyla etkileşime giren Mithra kültü, Helenistik dönemde yeni etkileşimlerle beraber senkretik bir dine dönüşmüştür. Roma İmparatorluğuna kadar yayılmış ve Roma’da Mithras’ın Sırları adını almış bu kült sonraları tüm imparatorlukta en etkili din haline gelmiştir. Özellikle askerler arasında yaygın olmuş bu din Hıristiyanlığın Roma imparatorluğunda etkili olması üzerine zayıflamış ve tarihten silinmiştir. (Kızıl, 2013, s. 113)

M.S. I. Ve III. yüzyıllar arasında, Roma İmparatorluğu’nda Mitra’nın dinine tapınılıyordu. Mitra, “iyilik”in ve “dostluk”un tanrısıydı kötülüğün düşmanıdır. Onun dinine inananlar, kollarına yedi şeritli dövme yaptırıyorlar ve bir boğayı kurban eden Mitra’nın heykeli önünde, dualar edip günahlarından arınıyorlardı. Mezapotamya bölgesindeki bir ırmağın kıyısındaki dev boyutlu kocaman bir kayadan bir çocuk ortaya çıktı. Oralarda koyun ve keçilerini otlatmakta olan çobanlar bu olağanüstü olayı şaşkınlıkla izlediler. Üstelik çocuk daha kayadan çıkar çıkmaz yürümeye başladı. Bir süre sonra gelip çobanların önüne dikildi. Elinde bir meşale tutuyordu. Çobanlar, oyalanıp eğlensin diye, onun önüne yeni doğmuş bir kuzu koydular. Biraz yesin diye yeni topladıkları ilk meyvelerden verdiler… “Çocuk tanrı” hızla büyümesini sürdürdü. Çobanların da gitmesinden sonra yeni geldiği bu dünyanın ıssız ve kimsesiz olduğunu ve kendisini ezecek düşmanların üstüne üstüne geleceklerini sezinlemeye başladı. Kendisini çevreleyen boşlukta ve ıssız topraklarda bazen delice esen rüzgarlardan üşüyor, titreyip büzülüyordu. Kendini koruyacak birtakım giysilerle örtünmek gerektiğini düşündü. Hemen az ötede gördüğü incir ağacına doğru yönlendi. Ağaçtan kopardığı incirlerden üç-beş tane yedi. Gene incir ağacından kopardığı yaprakları çöplerle birbirine ekleyerek kendisine bir giysi uydurdu. Artık şimdilik yabancısı olduğu bu dünyada kendisine düşman olabilecek güçlerle savaşıp özgürlüğe ve güvenliğe kavuşmak ve buralarda rahatça, gönlünce yaşayıp soluklanmak istiyordu. Kendisine en büyük düşman olarak ilkin güneşi gözüne kestirdi. Işıklar içinde ortaya çıktığında ılıktı, hoştu; ısıtıyordu. Ama bazen de yakıp kavuruyordu. Sonra da aklına estiği gibi ötelerdeki çıplak dağların arkasına doğru çekip gidiyor, ortalığı karanlığa boğuyordu. Ardında çoğu zaman onu tir tir titreten görünüp tutulmaz bir şeyler bırakıp gidiyordu. Öyleyse ilk başta hesaplaşması gereken bu korkunç tanrı güneşti! Ve ilk iş olarak elindeki solgun meşalesini sallaya sallaya güneşe meydan okudu. Ve güneşi alt etmek hırsıyla ona doğru canhıraş koştu. Güneş tanrısıyla bu asi insan uzun süre altalta üstüste boğuştu. Bu büyük ve uzun savaşım sonunda güneşle ilk insan tanrı birbirleriyle harmanlandı; sonunda birbirlerine ısındılar: Artık ölesiye dost ve kan kardeşi oldular. Güneş, istediği her zaman yardımına koşacağı sözünü verdi Mitra’ya. Mitra öteki ürkünç tanrılarla hesaplaşmak üzere, yeryüzündeki ilk ve ölümsüz dostu güneşten ayrıldı. Dağ bayır demeden, geceleri elindeki meşalesiyle, gündüzleri dostu güneşle birlikte, yeryüzünü harmanlamaya başladı. Karşısına ilk canlı olarak bir boğa çıktı. Mitra boğanın boynuzlarına tutunarak sırtına atladı ve onunla dost olmak için boynunu okşamaya başladı. Ama boğa bütün gücü ve hoyratlığıyla giriştiği koşu sonunda sırtındaki Mitra’yı boşluğa savurdu. Gene de Mitra; bir tanrı olarak bellediği boğayı, güneş örneği dost olabilmek için, arka ayaklarından yakaladı ve onu daha sonra kendisine ev edineceği bir mağaraya doğru sürükleyip götürdü. Ama boğa oradan da paçayı sıyırıp kaçtı. Mitra, hayvanın bütün huysuzluğuna karşın onunla gerçek bir dost olarak bu dünyayı paylaşmak, yalnızlığını eksiltmek istiyordu. Tam bunları düşünürken güneş tanrısı Helyos; bir kargayla Mitra’ya; boğayı tanrılara kurban etmek gerektiği iletisini ulaştırdı. Tanrı Mitra; dostu güneşten gelen bu iletiye çok şaşırdı. Gerçi elinde bir bıçak vardı, ama bunu öldürme amacıyla değil, başka gereksinimleri için kullanıyordu. Ne var ki yoldaşı bildiği ve candan sevdiği güneşin de bir bildiği olmalı, diye de düşünmeye başladı… O anda da boğa, az önce kaçtığı mağaranın önüne gelip dikildi. Mitra, boğanın dönüp dolaşıp gene yanına dönmesine çok sevindi. Ama güneşin kendisine gönderdiği boğayı kurban etmesi gerektiği iletisinin anlamına akıl erdiremiyordu bir türlü… Tam bunlan düşünürken aynı haberci karga yeniden geldi. Güneşin daha önceki iletisini yineledi. Güneş, iletisinde; Mitra’nın kesinlikle boğayı kurban etmesi gerektiğini yineliyordu. Zaten onun yeryüzüne gelişinin kaynağında bu misyonun yattığını da ekliyordu ayrıca. Mitra, dostu güneşin bir bildiği olduğunu düşünmeye başladı. Bunun üzerine, doğuşuyla birlikte dünyaya getirdiği bıçağını boğaya saplar saplamaz boğadan fışkıran kandan olağanüstü varlıklar ortaya çıkmaya başladı. Yeryüzü aniden, birçok yeşil ot ve bitkilerle, tür tür meyve ağaçlarıyla donanıverdi. Her tarafa böceksi, karınca benzeri kıpır kıpır hayvancıklar yayıldı. Sonra hayvanın kanı kırmızı şaraba dönüştü; kemiklerinin iliğinden de buğday başakları oluştu. Bu oluşumdan türeyen ekmek ve şarap, daha sonraları kutsal bir simge olarak Hıristiyanlıkla bütünleşecekti. Böylece boğanın ölümüyle yeryüzünde yepyeni ve zengin bir yaşam ortaya çıktı. Bu arada bir çift insan oluştu yeryüzünde. Onlardan türeyip çoğalan insanlığın koruyuculuğunu da tanrı Mitra üstlendi. Ne var ki kötü niyetli görünmez bir güç insanlığa rahat ve huzur vermez oldu. Ama Mitra, bu kötü ruhun İnsanlık üzerinde neden olduğu yıkımları engelleyip savuşturdu. Bu kötü ruh, bir keresinde yeryüzündeki insanları ve bütün öteki canlıları kasıp kavuran bir kuraklık saldı. Tanrı Mitra büyük bir kayalık tepeyi okuyla deldi; oradan da bütün yeryüzüne yetecek sular fışkırttı. Bir keresinde de bütün insan soyunu yutup yok edecek tufan söz konusu olunca Mitra, karı koca bir çifte, büyükçe bir yelkenli yapmalarını ve hayvanlarıyla birlikte oraya sığınmalarını önerdi. İşte bu tufandan sonra Mitra’nın yeryüzündeki misyonu bitmiş oldu. Artık dostu güneşle ve edindiği öteki dostlarıyla birlikte, yeryüzünde gerçekleştirdikleri eylemleri aralarında kutladılar. Sonra güneş, dostu Mitra’yı tanrısal arabasına bindirip gökyüzündeki sonsuz döngülerine başladılar. Yeryüzündeki okyanus tanrısı; güneşle Mitra arabalarıyla tam üstünden geçerlerken, biraz şaka yollu da olsa, Mitra’yı paçasından tutup yeryüzüne indirmek ister. Ama Mitra hep yerinde kalır. Çünkü insanların iyiliğiyle görevli bu dost tanrı; onların içlerinde taşıdıkları iyilikle kötülük arasındaki savaşın sürüp gittiğini bilmektedir. O yüzden, iyilik gücünün insanların dünyasında egemen oluncaya dek Mitra, güneşin arabasından inip misyonunu yarım bırakma niyetinde değildir.  (Atan, 2004)

3.Ayinleri

Mitra tapınaktan, çoğunlukla en çok yüz kişi alabilen yeraltı mağaralarıydı. Mağarada hep bir kuyu bu­lunurdu. Mağaraya genellikle bir dizi yeraltı koridoruyla ulaşılır ve bunlar külte kabul törenlerinde kullanılırdı. Mitra kültüne yal­nızca erkekler üye olabilirdi, belirgin bir örgütsel hiyerarşisi yoktu. Ama üyeler yedi aşamada sıralanırdı: Corax: Kuzgun; nymphus: Damat; miles: Asker; leo: Aslan; Perses: Persli; heliodromus: Güneşin ulağı; pater: Baba. Mitracılann bu aşamalarda yükselmesi, ruhun gökte yükselmesiyle ko­şut sayılırdı. Her aşama, yedi gezegen tanrısından birine ait sayılırdı. Mitra kültü­ne kabul törenleri konusunda pek az şey bilinmektedir. Eski metinlerde, kutsal suyla yıkama, arınma ve perhiz, zincire bağlan­ma, zincirlerin çözülmesi ve parola gibi törensel öğelerden söz edilir.  (AnaBritanica, 1989, s. 149)

4.Kutsal mekanları

ikonogr.  Mithra   kültünden   birçok  sem­bolik  anıt kaldı.  Bunların  başlıcası  kutsal mağarada boğanın kurban edilmesidir. Louvre’da   bunun   birçok   örneği   vardır;   bun­lardan biri 182O’de Paris’te eski Şaint-Marcel kilisesinin   altında   bulundu;   bir başkası Roma İorum’undan getirilmişti, (l) (Larousse, 1992, s. 49)

5.Etkileri Ve Yayıldığı Alanlar

 İlk kez İÖ 1400 tarihli Veda metinlerinde adı geçen Mitra dostluğu, dürüstlüğü, uyu­mu ve insan varoluşunda düzeni sağlamak için gerekli her şeyi simgeliyordu. Gündüzle ilişkisi nedeniyle Güneş’le bağlantılı özellik­ler de taşıyordu. Mitra kültü önce Hindis­tan’dan iran’a sıçradı, Perslerin Büyük İskender’e yenilmesinden sonra da bütün Yunan dünyasına yayıldı. Işık tanrısı özelli­ğiyle Yunan tanrısı Helios ve Roma tanrısı Sol Invictus’la ilişkilendirilir, genellikle be­reket getiren suların tanrıçası Anahita’nın kocası sayılırdı. 2. yüzyıldan sonra Romalı askerlerin benimsediği Mitra kültü, yeni gelişmekte olan Hıristiyanlığın başlıca raki­biydi. Roma imparatorları Commodus ve Iulianus, Mitra kültünün üyesiydi. İmpara­tor Diocletianus da 307’de Tuna üzerinde, bugünkü Viyana yakınlarındaki Carnun-tum’da “İmparatorluğun Koruyucusu” Mit­ra için bir tapınak yaptırmıştı. I. Constanti-nus’un (Büyük) Hıristiyanlığı kabul etme­sinden sonra Mitra kültü hızla geriledi. Mitra kültünün en önemli töreni boğa kurbanıdır.  (AnaBritanica, 1989, s. 149)

 Dareios’un (İÖ 522-486) ve ondan sonraki Ahameniş Pers krallarının Zerdüşt dinine bağlanmasına karşın eski çoktanrılı kültlerin bazı özellikleri Zerdüşt dinine de sızdı. Geç Ahameniş döneminde Zerdüşt dini çoktanrılı dinler üzerinde belir­gin bir egemenlik kurdu. Ama İÖ 330 dolaylarında Büyük İskender Pers İmparatorluğu’nu ele geçirdiğinde, Pers toprakları­nın batı kesiminde yaşayan yerli soylular ile Yunan-Roma ve Pers imparatorluklarının sınır bölgelerinde hüküm süren krallar ve soylular Mitra kültüne bağlılıklarını sürdü­rüyordu. Kommagene kralları da Mitra’ya tapıyorlardı. Pontus kralı VI. Mithradates de bir olasılıkla Mitra’ya inananlar arasın­daydı. Mithradates’in müttefiki Kilikyalı korsanların Mitra törenleri düzenledikleri bilinmektedir (İÖ 67).  (AnaBritanica, 1989, s. 149)

Romalı Mitracılar bu efsaneyi Platon’un felsefesi açısından yorumladılar. Bu yoruma göre boğa, Platon’un Politeia’smda (Devlet, 1942, 1946) olduğu gibi dünyayı simgeleyen bir mağarada kurban edilmişti. Yorumcu­lar, Mitra’yı da Platon’un Timaios diyalo­gunda sözünü ettiği “ilk yaratıcı” ile özdeş-leştirdiler. Mitra kültünün ruh öğretisi de yaratılış efsanesi ve Platoncu felsefeyle yakından ilgiliydi. Timaios’ta olduğu gibi Mitra inanışında da insan ruhu gökten aşağı inmiş, gezegenlerin yedi katından geçmiş, bu sırada onların kötülüklerini edinmiş, sonunda da beden içinde tutsak olmuştu. İnsanın görevi, ruhunu, yani tanrısal yanını, bedenin boyunduruğundan kurtarmak ve gezegen katlarını geriye doğru aşarak yıldız­ların değişmeyen, sonsuz alanına geri dön­mesini sağlamaktı. Mitra’nın güneş tanrının arabasına binerek gitmesi bu yükselişi sim­geliyordu.  (AnaBritanica, 1989, s. 149)

İS 136’dan sonra Roma İmparatorluğu’nda yüzlerce yazıta konu olan Mitra kültü eskisinden çok farklıydı. Bir olasılıkla 1. yüzyıl sonlarında eski geleneksel Pers tö­renlerine Platoncu yeni bir yorum getiril­miş, böylece Mitra kültüne Roma dünyası­nın kabul edebileceği bir biçim kazandırıl­mıştı. Ama Roma Mitracılığı da İran’daki gibi krala bağlılık temeline dayanıyordu. I. Constantinus’un Hıristiyan olmasının ardın­dan da, 357-387 arasında Mitra’ya adanmış bazı anıtlar yapıldı. Bu anıtlarda Mitra tek başına değil, eski dinin çeşitli tannlanyla birlikte yer alıyordu. Roma’daki direniş bastırıldıktan sonra Mitra dini bütünüyle ortadan kalktı. (AnaBritanica, 1989, s. 149)

5.1.Mezopotamya

Mihra ve ya dönüşmüş haliyle Mithra Mezopotamya kökenlidir.  Her Mezopotamya kökenli tanı gibi Mezoptamyadan çıkarak dünyanın çeşitli yerlerini etkisi altına aldı. Özellikle ışık ve güneş ile ilgili tanrıların doğuş yeri Zagroslardır. Güneş kültünün ilk defa burada doğduğu konusunda tarihçiler hemfikirdirler. Zagros ismini zaten bu kültten alır. “Zang” büyük kaya anlamına gelir. “Roz” ya da “roj” ise güneş demektir. “Zang” û “roz” birleşerek “Zagros” kavramına dönüşmüş, güneş ve kayalık anlamına gelmiştir.

Bu bölgede insanlar akşamdan güneşi beklerdi. Güneşin ışıkları ilkin hangi kayalığa vurursa gidip onu öperlerdi. Güneşe karşı durur güneşin düştüğü yerin ışıklarını yani kayayı öperlerdi. Bir çeşit secdeye varırlardı. Bu davranış günde üç kere tekrarlanırdı. Sabah ilk ışıklar öpülürdü. Akşam son ışıklar, öğlen zamanı ise ışıkların dorukta olması öpme nedeni olurdu.  Günde üç kere ilkel bir namaz kılmış oluyorlardı.

Bu işlem dağdan ovaya inen insanlarda  küçük tepeciklerde devam etmiş daha sonra tepe bsulunmayan yerlerde insanlar kendi tepelerini oluşturmuşlardı. Bu durum zamanla zigguratların ortaya çıkmasına neden oldu.  Sözünü ettiğimiz işlemler hindistankurulmadan çok önce gerçekleşen ibadetlerdi. Söz konusu bu ibadetlere benzer davranışlar bugün hala yörede bulunan Yezidilerce tekrar edilmektedir.

Zagroslarda ortaya çıkan güneş kültü ile “mihra” ve ya “Mithra” kültü arasındaki bağlantı buradan gelir. Önce tanrı sonra ibadet değil önce ibadetler daha sonra bunun mitolojide anlamlandırıldığı tanrı kültüne dönüşmüştür. Yani Mitranın bir güneş kültü olarak ortaya çıktığı yer Mezopotamyadır ve Hindistanı çok öncelemiştir.  Mezopotamyanın tarih sahnesine çıktığı yıl MÖ 50 000’lere giderken Hindistanın tarih sahnesine çıktığı yıl MÖ 2000’lere varmaz. Hindistanbilindiği gibi Mezopotamya’nın bir sömürgesi olarak aryenler tarafından tarih sahnesine çıkarılmıştır.

5.2.Mithra’nın İran’daki Konumu

Sanskritçe dost, arkadaş anlamına gelen (Raju, Chan, Kitagawa ve Faruki, 2002: 67- 79; Zenaidi, 1889: 41) Mitra, “Mithra” olarak geçtiği Avesta’da “anlaşma, sözleşme” (Jones, 1915: 752) anlamlarında kullanılmıştır. Her iki sözcüğün yani Mitra ve Mithra’nın, “akit, anlaşma, antlaşma, ittifak ve söz” anlamlarını çağrıştıran aynı isimden mitrá “contract-sözleme’den” türediği belirtilmiştir (Schmidt, “Mithra-i”). Hint Avrupalıların en eski tanrıları arasında kabul edilen Mitra, hem Hindistan hem de Mithra olarak anıldığı İran’da antlaşmalardan sorumlu bir tanrı olarak kabul edilmiştir. Mitra’nın tarih sahnesine ilk ortaya çıkışı da bir antlaşma metni ile gerçekleşmiştir. Anadolu’da çıkarılan M.Ö. XV. yüzyıla ait çivi yazılı metinlerden anlaşıldığına göre Hititlerle Mitanniler arasında gerçekleşmiş olan bir barış antlaşmasında Varuna, Mitra va Nasatyaslar şahit tutulmuş ve onlar adına yemin edilmiştir (Campbell, 2003, s. 116).

Zerdüşt öncesi dönemde, Hindistan’da olduğu gibi, güneş ışığı ile ilişkilendirilmiş bir tanrı olarak kabul edilen Mithra, Zerdüşt’ün İran’da ortaya çıkması ve monoteizmi vurgulaması nedeniyle diğer tanrılarla beraber kendisinin de konumu zayıflamış fakat Zerdüşt’ten sonra eskisinden daha güçlü bir konuma sahip olarak tekrar ortaya çıkmıştır. Aslında Zerdüşt’ün Mithra’yı reddettiği dönemlerde Mithra’nın İran’daki etkisinin tamamen yok olmadığı çok zayıf da olsa etkili olduğu ifade edilmektedir. Zerdüşt’ün reddetmesine rağmen Mithra’nın varlığını devam ettirdiği, bu dönemde gizli bir mezhebin inancının merkezinde bulunduğu iddia edilmiştir (Challeye, 2002, s. 106).

Yani Zerdüşt’ün yaptığı reforma rağmen Mithra’ya bu dönemde tapınılmaya devam edilmiştir, Kuzey Batı İran’ın yüksek yerlerinde önemli bir tanrı olarak etkisini sürdürmüştür. Zerdüşt sonrası dönemde ise yukarıda ifade edildiği gibi daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Ahamenişlerin (M.Ö. 550–330) ilk dönemlerine ait yazıtlarda sadece Ahura Mazda’ya “tanrıların en büyüğü” diye yakarılmışken sonraki yazıtlarda, tam olarak II. Artakserkes’in M.Ö.405-359) yazıtlarından itibaren, Ahura Mazda’nın yanında Mithra ve Anahita yerlerini aldı (Eliade, 2007, s. 392).

Bu dönemde Ahura Mazda’ya ek olarak Mithra ve tanrıça Anahita’ya imparatorluk sülalesini ve krallığı kutsamaları için yakarılmıştır (Taraporewala, 2002, s. 188).

Bu dönemde Mithra, Ahura Mazda’dan sonra gelmiş ve Tanrıça Anahita ile birlikte anılmış, Mithra, ışık tanrısı, Anahita ise su tanrıçası olarak kabul edilmiştir. Yani Zerdüşt sonrasında Mithra, daha güçlü olarak çıkmış olmasının yanında yeni özellikler de kazanmıştır. Franz Cumont, bu dönemdeki Mitraizmin eski İran kabilelerinin inançlarının izlerini içinde taşımasına rağmen kendisinden daha yeni bir inanç olan Zerdüşt/Mazda inancının bir mezhebi olarak göründüğünü belirtmiştir. Cumont, Mithra kültündeki bu değişikliğin Avesta’nın yaptığı reformları anlamaya da yardım edeceğini ifade etmiştir. Mithra’nın, Zerdüşt sonrası dönemde kazandığı özellikler Avesta’nın Mithra Yeşt bölümünde görülebilmektedir. Mithra Yeşt’te, Mithra’nın Ahura Mazda tarafından yaratıldığı, bin kulağı, onbin gözü olduğu ve bir yazata/ized olduğu belirtilmektedir (Zerdüşt, 2012, s. 404) Yazata terimi, Avesta dilinde onore edilmeye, övülmeye, “tapınmaya değer, saygı duyulan” anlamına gelmektedir. Yazata’ların, Ahura Mazda’nın iradesini daha ayrıntılı olarak yerine getiren bir grup küçük ruhlar veya tanrılar oldukları kabul edilmiştir. Her birinin ayrı özellikleri, kendisine adanmış ilahiler (Yeştler) nedeniyle muhafaza edilmiş olan yazataların önemli görevlerinden biri, sunular ve kurbanlarla onlara başvuranlara çeşitli lütuflarda bulunmak ve yardım etmektir (Zerdüşt, 2012, s. 13)Avesta’nın sadece Gathalar bölümünün Zerdüşt’e ait olduğunu, diğer bölümlerin Zerdüşt’ten sonra eklendiğini belirten Eliade, Mithra Yeşt’in, Mithra’nın, Zerdüşt reformundan önce bulunduğu yüksekliğe yeniden çıkarılması­nı anlattığını ve gerekçelendirdiğini belirtmiştir. Eliade’a göre yazar (Mithra’yı yazan), Vedalar’ın iyi bilinen isim çifti Mitra-Varuna’nın bir yansıması olarak, ilahinin sonunda iki tanrıyı Mithra ve Ahura beraber anmıştır. Eliade, bir tanrıyı, büyük tanrılar katına geçici veya kalıcı olarak yükseltmek amacıyla yapılan bu durumun dinler tarihinde sıkça görüldüğünü belirtmiştir. Buraya kadar kaydedilenlerden de anlaşıldığı gibi Mithra, İran’da da, Hindistan’da olduğu gibi başlangıçta bir ışık tanrısı olarak kabul edilmiş fakat Zerdüşt sonrası dönemde, Ahura Mazda tarafından yaratılmış bir yazata olarak kabul edilmiştir. Buna rağmen Ahura ile birlikte anılmıştır. Kendisine zafer, bereket, adalet gibi görevler de verilen Mithra, zamanla savaş, zafer, doğruluk tanrısı olarak kabul edilmiştir. Hint Mitra’sı ile İran Mithra’sı arasındaki temel fark yeni Mithra’nın savaşçı özellikler kazanmış olmasıdır. Vedik mitolojide savaş tanrısı görevini İndra yüklenmişti. İndra aynı zamanda Mithra gibi antlaşmaları kontrol eden ve bu işle sorumlu tanrı konumundaydı (Schmidt, “Mithra-i”). Mithra, bu özelliklerinin yanında başka yazatalardan destek de almıştır. Mithra,savaşçıların koruyucusu, olarak yanına Verethraghna’yı/Zaferi almış, doğruluğun koruyucusu olarak Sraoşa/İlahi Yasaya itaat, Raşnu/Adalet ve Arştat/Rectitude-Sızdırmazlık ile ilintilendirilmiştir. Yine refahın dahi vasisi olarak Aşa Vahişti-Zenginlik ve Parendi-Bolluk şeklinde çağırılmıştır.Tığlı, bu yazataların, aslında Mithra’nın kendi sıfatlarının cisimleştirilmelerinden oluşturulduklarını belirtmiştir (Tığlı, 2004, s. 159).

Perslerin büyük tanrısı; adına ilk defa Dara I (M.ö. 500’e doğr.) dönemin­de rastlanır. Belki de, M.ö. XIV. yy.da Mitanni Hurri’lerinin taptığı hint tanrısı Mithta’dan gelen bu tanrı, Avesta’ya göre, evreni meydana getiren unsurlara hükmeder, öteki dünyada ölülerin ruhlarını tartardı. İran’da güneş tanrısı Şamaş ile karıştı;

5.3.Hindistanda Mitra

Vedaların en büyük tanrısı İndra’dır. İndra bir doğa tanrısıdır, savaşçıdır da. Oysa onun karşısına bir akıl tanrısı dikmek gerekiyordu. Bu akıl tanrısı da Varuna’dır. Varuna evrensel düzeni sağlıyor, erdemi gerçekleştiriyordu. Tam bir gök tanrısı, yıldızlı göğün tanrısıydı (Varuna sözcüğünü ses bakımından, gök anlamına gelen Uranus ve eski İran’ın büyük tanrısı Ahura’yla karşılaştırınız). Bunların yanında başka bir gök tanrısı, güneşli gündüz göğünün tanrısı Mithra yer almaktadır. Mithra bir hukuk tanrısıdır, insanlar arasındaki tüzeyi sağlamaktadır. Veda şarkılarına göre Varuna’yla Mithra’nın anaları Aditi’dir. Aditi, evrendeki bütün varlıkların ortak özü sayılmakta ve totemizmin Mana’sının yerini tutmaktadır. Vedalarda eski Yunan’ın Zeus Pater’inin karşılığı olarak Diyaus Pitar vardır. Bu tanrılar gittikçe önemlerini kaybedecekler ve yerlerini kurban tanrılarına bırakacaklardır. Çünkü, Vedizm’e göre tanrıları yaratanlar kurbanlardır, bir başka deyişle varlığı yaratan eylemdir  (Hançerioğlu, 1995)

Kadim İran panteonunda Hint tanrısı Mitra’ya benzeyen Mithra akit ve dostluk tanrısıydı; ama ona ışık ve güneş tanrısı olarak da tapılırdı. İran’daki erkek topluluklarının ayinlerinde önemli bir rol oynardı. Daha sonraları Romalı askerler de bu kültün âdetlerini benimsedi. Mithra’nın temsil ettiği etik ilkeler arasında adalet, erdem ve ahde vefa vardı. Evrendeki düzenin korunmasını, ayrıca mevsimlerin ve günlerin düzenli geçmesini sağladığına inanılırdı. Özgün tasvirlerinde beyaz küheylanlarca çekilen bir savaş arabasını sürerken görülürdü; bu yüzden Yunanlar arasında güneş tanrısı Helios’la özdeşleştirilirdi. Mithra bir gümüş mızrak da taşırdı. Ayrıca insanların yaptığı işlerin ölçüldüğü nihai hüküm sırasında Ahura’nın yanında Bulunan yardımcılardan biri sayılırdı. (Ergüven, 2009, s. 58)

İlkçağ Boğasını Öldürmek Mithra’nın en önemli eylemi ezeli boğayı öldürmesidir. Diz çöktürdüğü boğayı sol eliyle burun deliklerinden sıkıca tutar ve başını yukarıya doğru büker (1). Daha sonra sağ eliyle hançerini boğanın boğazına saplar. Bu eylemi canlı şeylerin yeniden doğuşunu simgeler; çünkü yeni hayat boğanın yere dökülen kanından ve ersuyundan doğar. Eylemin simgelediği bir başka şey vahşi ve doğal güçlerin insanlarca kurulan düzgün yönetimle ehlileştirilmesi ve egemenlik altına alınmasıdır. (Ergüven, 2009, s. 58)

5.3.1.Işığı Getiren Kurtarıcı

Zerdüştçülüğün bir kutsal kitabı olan Avesta’da, Mithra’yı Ahura Mazda’nın  yarattığı ve eğittiği söylenir; bu bakımdan ona sanki bizzat bu güçlü tanrıymışçasına tapmak gerekir. Daha baştan itibaren Mithra ışık ve güneş tanrısı olarak tanınır ve güneş imgesiyle (2) ya da ışınlarla çevrili halde (3, Roma sunağı parçası) tasvir edilirdi. Bir güneş tanrısı sıfatıyla Mithra aynı zamanda hayat veren bir varlıktı. Part dönemiyle (MÖ 247-MS 226) bir kurtarıcı tanrıya dönüştü ve Frigya miğferi, tunik ve burçlarla kaplı pelerin giymiş bir genç olarak tasvir edilmeye başladı. Bir kurtarıcı olarak Roma panteonuna da taşındı. Mithra’ya inananların amacı kişisel kurtuluştu. Mithra gizemleriyle ilgili temsili resimler arasında güneş tanrısı Sol ve Mithras’ın katıldığı bir ziyafetin tasviri de yer alır. Mithra’yla İlgili Kişilikler ve Olaylar Ahura Mazda, Mithra’nın Ahura Mazda’nın Yardımcılarından Biri Sayılması, bkz. s. 54-55 Hürmüz ve Ehriman, Mithra’nın Her iki İlkeyi Tek Yapıda Birleştirmesi, bkz. (Ergüven, 2009, s. 59)

5.4.Frigya

Frigya’da Sabazios’tan etkilendi ve Anadolu’daki kültlerden bazı tören şekillerini aldı.

5.5.Yunan

Asya­lı Yunanlılar helenistik çağda, onu bir fi­gürle temsil ettiler. Çevresinde bir gizemler dini meydana getirildi;

5.6.Roma

Kısa zamanda Roma dünyasında benimsendi, kültü M.S. II yy.da Batı Roma’da limanlara, büyük şehirlere ve garnizonlara yayıldı (özellikle Ren, Tuna boyları ve İtalya) ve Hıristiyanlıkta boy öl­çüşecek hale geldi, öbür dünyada ruhların yaşamağa devam edeceğini vâdederek, bu külte bir kurtuluş ümidi katan manevî yö­nün bu başarıda katkısı büyük oldu. Bu di­ne girenler, Mithra’nın bir boğayı kurban etmesi (arıtan boğa kanının serpilmesi) sa­yesinde ölümsüzlüğe kavuşuyorlardı. Mistik Mithra törenleri mağaralarda veya daha çok yeraltı tapınaklarında yapılırdı. Bu tapı­naklardan yüzlercesi, özellikle Roma ve Ostia’da bulundu. Duvarları bu külte ajt sem­bollerle süslüdür: boğayı kutban eden Mith­ra, aslan başlı boğa Kronos v.b. Bu gizli kültte yedi mertebe vardı: karga, kartal başlı aslan, asker, aslan, pars, güneşin habercisi ve ulu. Bu dinin başında bir ulular ulusu bulunurdu. Bir üst mertebeye yüksel­mek için çeşitli denemelerden geçme zorun­luluğu vardı. Bazı törenlerde dine girmiş olanlar maske takarlar; kutsal su, oruç, kırbolik anıt kaldı. Bunların başlıcası kutsal ziyafetler verir ve hayvan kurban ederler­di.

Mitra veya Mühür (Güneş) dür ki bu bazan Ormuzd’la, bazan da güneşle karıştırılır. Fakat, hakikatte her ikisinden de farklı ve ayrıdır. Buna, Ormuzd’un gözü veya İran vilayetlerinin koruyucusu adı verilmiştir. Bu, yaratanla yaratıklar arasında bir aracıdır; ve bütün arza uzanır. Bu, bin kulak ve On bin gözle temsil edilir ki, yerle gök arasındaki uzaya yayılmıştır. Bunun elinde, fena cinleri korkutmak için bir çomak veya arzı verimli kılmak için, altından bir hançer vardır. Bu, arza ışık verir, suya yol çizer; alemdeki ahengi vücude getirir ve bu dünyayı ahirete bağlayan sırat köprüsünde (Şinevad) beşerî aksiyonları tartar. Mitra’dan az ötede, Seros vardır; bu, beden yapan söz veya cesetlenmiş sözdür. Bu. bir bakıma Ormuzd’un arz üzerindeki subayıdır. (Sena, 1969, s. 598)

Manevî ve kavranılabilir (intelligible) alemden maddî aleme inince, yaratılanın muhtevası şu olur: «Kırk beş günde ben, Ormuzd Akşaspandların yardımıyla ve pek çok çalışarak semayı verdim; altmış günde suyu verdim; Yetmiş beş günde insanları verdi;» yaratmanın bu altı dönemi (365) günlük bir yılı teşkil eder ve altı dönem, her yıl kutlanır. Semanın tözü ateştir ki, bu tanrılığın maddî armasıdır ve iki kısımdan oluşmuştur:

1.— Hareketsiz semadır ki, bu Ormuzd’un durağıdır.

2. —Mitra’nın yönetmenliğine emanet edilmiş olan hareketli sema ve yıldızlar. Bunlar, yâni yıldızlar, arzdan hareketsiz semaya kadar yükselen Alburç adındaki bir dağın ekseni etrafında devrimlerini yaparlar. Bu dağın tepesine Arzın göbeği adı verilir ki, burada gezegenimizin yüzeyine binlerce kanaldan- dağılmak, denizleri, gölleri, nehir ve ırmakları vücude getirmek üzere sular iner. Arz da yedi kısma veya Keş- var’a (Kişver) bölünür; bunlar, birbirinden uçsuz bucaksız su uzaklıklarıyla ayrılmıştır. Bütün bu kısımlar birbirinden, içlerinde oturanların renk ve yapılarında­ki benzerlikleri bakımından farklılaşan bir takım cinlerin korumasına emanet edil­miştir. Bunlar arasında en bahtiyar olan îran’chr. • «Birinci yer, cennete benzeyen şehirdir ki, bunu daha başlangıçta husule getirdim.» Nitekim Z.’de arzın cennetini buraya yerleştirir; ve ilk atalarımızı bura­da vücude getirir. (Sena, 1969, s. 590)

Hayatı, bir savaşma ve sınama dönemi sayan bu doktrin, ister istemez, ruhun ölmezliğiin kabul eder. Z.’e göre ruh, bu alemden çıkar çıkmaz Sinvard köprüsü yanında bekleyen Mitra tarafından yar­gılanır. Eğer iyi aksiyonlar kötülerine ga­lip gelirse, bir ustura gibi keskin ve ince olan (bizde kıldan ince kılıçtan keskin) bu köprüden geçer ve seçkinlerin durağı olan Behişt’e (cennet) gider; aksi olanlar da, uçuruma, cinlerin yanma düşer. Diğer bir eski metinden öğrenildiğine göre, (Aca- dömie des inscrlptlons’un Memvarlan, cil. XXXVII, s: 646-648), bu mezhepte ruhun tinselliği ve ölmezliği inancı pek analitik bir şekil almaktadır. Buna göre, varlığı­mızın bütün duyusal ve zihnî kısımları, üç ayn prensibin birleşimi gibi telakki edil­miştir:

1.— Can, yâni Hayat prensibi. Bu bedenin kuvvetini muhafaza eder ve bü­tün beden kısımlarının düzen ve ahengini sağlar.

 2.— Akko, yâni Vicdan; bu bizi yapılması gereken hayırla çekinilmesi ge­reken şer hakkında aydınlatır ve bize bu hayattan itiabren daha iyi bir hayatın varlığını bildirir. 3.— Asıl ruh ve beşerî şahıstır ki, bu da üç fakülteden bileşik­tir:

a.— Boe adım alan zihin;

b.— Yargı ve hâyâl gücünü tutan Ruan;

c.— Ruhun tözü (cevher) olan Feruer ki, bu semada, ayn olarak yaşadıktan sonra bedenle birleşmeye mecbur olmuştur. Hayatî prensip, kalpten yükselen ve ölümün dağıtması gereken bir buhar gibidir. Ahlâkî akıl olan Akko ise, inmiş olduğu semaya tekrar döner; diğer üç unsurdan bileşmiş olan asıl ruh ise, iyi ve kötü aksiyonlarından sorumlu olarak yalınız kalır ki, bu cennetin mükâfatlanna ve cehennemin âzâplanna tek başına katlanır. Zenda – Vesta, ruhun ölmezliği inancına, bedenlerinde ölümden sonra dirilmesi inancını ekler. Fakat Z.’e göre, bütün tabiat! içine alan ve cezaların ebediliğinden uzak olan bu devrim terisne olarak, hem maddî, hem de manevî şerri bir vuruşta ortadan kaldırmak su- ı-etile cezâlara son verir. Hayata çağırılan ölüler, Ormuzd’ün mahkemesinde görünürler; iyiler seçkinlerin semasına gider(Sena, 1969, s. 60).

Milattan sonra 2. ve 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nda oldukça yaygın olan ve güneş tanrısı olarak kabul edilen Mithras 4. yüzyılda Hıristiyanlığın yayılması ile birlikte önemini kaybetti. Roma İmparatorluğu’nun egemen olduğu bütün topraklar- da özellikle askerler arasında yaygın olan dinin törenleri gizli ve dışarıya kapalıydı. Bu dine katılacak kişi 12 eziyeti çekmek ve 7 aşamadan geçmek zorundaydı. Sadece erkeklerin kabul edildiği bu dinde törenler yer altındaki mağaralarda ve tapınaklarda gerçekleştirilirdi.  (Coşkun, 2018)

KAYNAKLAR

AnaBritanica. (1989). Mitra (Cilt 16). (P. W.Goetz, Dü.) İstanbul: Ana yayıncılık.

Atan, Y. (2004, 11 06). Mezopotamyalı İlk Tanrı Mitra. (Evrensel, Dü.) 4 22, 2020 tarihinde https://www.evrensel.net/haber/155937/mezopotamyali-ilk-tanri-mitra: https://www.evrensel.net/haber/155937/mezopotamyali-ilk-tanri-mitra adresinden alındı

Campbell, J. (2003). Batı Mitolojisi Tanrının Maskeleri. (K. Emiroğlu, Çev.) Ankara: İmge Kitabevi.

Challeye, F. (2002). Dinler Tarihi (5 b.). (S. Tiryakioğlu, Çev.) İstanbul: Varlık Yayınları.

Coşkun, A. (2018, 4 28). Diyarbakırdaki Mithras tapınağında iki korudor bulundu. (https://arkeofili.com/diyarbakirdaki-mithras-tapinaginda-iki-koridor-bulundu/, Düzenleyen) 4 22, 2020 tarihinde https://arkeofili.com: https://arkeofili.com/diyarbakirdaki-mithras-tapinaginda-iki-koridor-bulundu/ adresinden alındı

Eliade, M. (2007). Dinsel inançlar ve Düşünceler Tarihi Taş devrenden Eleusis Mysterialarına (2 b.). (A. Berktay, Çev.) İstanbul: Kabalci Yayınevi.

Ergüven, E. (2009). NTV Mitoloji. (E. Ergüven, Dü., & N. E. Hüseyni, Çev.) İstanbul: NTV yayınları.

Hançerioğlu, O. (1995). Düşünce Tarihi (6 b.). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Kızıl, H. (2013, Nisan). MİTRA’DAN “MİTHRAS’IN SIRLARI”NA MİTRAİZM’İN KURULUŞ SERÜVENİ. EKEV AKADEMİ DERGİSİ, 17(55), 113-134.

Larousse, M. (1992). Mirthra (Cilt 14). (S. Kılıçlıoğlu, N. Araz, & H. Devrim, Dü) İstanbul: Sabah Gazetesi Yayınları.

Sena, C. (1969). Byük Fiilozoflar Ansiklopedisi (Cilt 4). Ankara: Okat Yayınevi.

Taraporewala, J. I. (2002). Zerdüş Dini Zerdüştün Gataları Üç Unutulmuş Din Mitraiszm, Maniheizm, Mazdekizm. (N. Damar, Çev.) İstanbul: Avesta Yayınları.

Tığlı, A. (2004). Zerdüşt Hayatı ve Öğretisi. İstanbul: Beyan yayınları.

Zerdüşt. (2012). Avesta Zerdüştilerin Kutsal Metinleri. (F. Adsay, & İ. Bingöl, Çev.) İstanbul: Avesta yayınları.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir