URUG DÖNEMİ ASURLULARIN YIKILIŞINA KADAR
TANRILARA SUNU SAHNELERİ
İÇİNDEKİLER
3.1.Eski Asur İmparatorluğu (MÖ 2025-1522). 6
3.2.İlkçağda Eski Asur İmparatorluğu, 6
3.3.Orta Asur İmparatorluğu (MÖ 1397-1056). 6
3.4.Bronz Çağı Çöküşü (MÖ 1055-936). 7
3.5.Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 911-619). 7
4. Eski Mezopotamya’da Kurban. 8
5.1.Babil ve Asurda kurban. 11
1.Etimoloji
“Kurban” sözcüğünün dilimizdeki kökeni, adak, hediye, yakın olma, yaklaşma, yakınlık gösterme, hediye verme gibi anlamlar içeren, İbranice “korban” ve Arapça “K-R-B”(كرب) sözcüğüne dayanmaktadır. Ancak dilimize sözcüğün “yakınlaşma” anlamının dolaylı olarak geçtiğini söyleyebiliriz. (Tema, 2017)
İnançsal bir kavram olarak kurban, Bir Tanrı’ya ya da bir başka doğaüstü varlığa sunulan (can)’a denir. Kabul edilen inanışa göre kurban, canlılığın kutsanması anlamına gelir. (Tema, 2017)
Kurban kavramı üzerine yapılan çalışmalar, kurban ritüellerinin çok tanrılı pagan kültürlerden, tek tanrılı dinlere değin bazı benzer anlamlar ve gerekçeler taşıdığını ancak uygulamalar konusunda farklılıklar olduğunu ortaya koyar. Kurban kavramının doğaüstünü denetlemeye yönelik büyü ve bir tür hediye verme eylemi olarak doğduğunu söyleyebiliriz ve kısaca şöyle tanımlayabiliriz: “Kurban, dinsel ya da kutsal amaçlarla sembolik bir sunumun yok edilmesini içeren bir verme eylemidir.” (Tema, 2017)
Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlüğü”nde “kurban”ın kelime olarak taşıdığı anlamlar şu şekildedir: (Tema, 2017)
Dinin bir buyruğunu veya bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan.
Müslümanlarda kurban bayramı.
Bir ülkü uğrunda feda edilen veya kendini feda eden kimse.
Bir kazada veya bir felakette ölen kimse.
Bazı bölgelerde seslenme sözü olarak kullanılır.
Mecâzî olarak bir inanç, ideal uğrunda fedâ edilen veya kendini fedâ eden kimseye de kurbân denir.
İslamî terim olarak “kurban” (udhiyye); “şartları belirli hayvanları, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kesmek” şeklinde tanımlanır. Fıkhî bir terim olarak ise “belirli vakitte (kurban bayramı günlerinde) belirli şartları taşıyan hayvanı ibadet maksadıyla usûlüne göre boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. (Tema, 2017)
2. Kurban’ın Tarihçesi
“Kurban” kavramı, ve kurban etme ritüelleri insanlık tarihiyle yaşıttır. “Kurban etme” kavramı tarih öncesinden günümüze gelen süreç içinde birincil anlamını koruduğu gibi, ritüel boyutundan, dini ve kutsal boyutlardan sıyrılarak ikincil anlamlar da kazanarak varlığını sürdüren bir kavram olmuştur. (Tema, 2017)
“Kurban kesme” eylemi, İslam Dini’nin doğuşundan çok önceki çağlara kadar uzanır. Çok eski tabiat dinleri ile Mezopotamya, Anadolu, Mısır, Hint, Çin, İran ve İbrani dinlerinde yılın belli aylarında dinî törenlerle kurban sunma, bayram yapma geleneği vardır. İnsanların, tahıl, hayvan ve hatta insan kurban ettikleri olmuştur. (Tema, 2017)
Tarihin dönemleri içindeki uygulamalardan anlaşıldığına göre, kurban olarak sunulan adağın, törelerle belirlenen özel bir törenle (yakılmak, kesilmek, vb.) canı alınırdı. İnanışa göre, bir hayvanın kesilmesi, onun önceden Tanrı’ya adanmış yaşamının özgür kılınarak Tanrı’ya verilmesiydi. Yine inanışa göre, canlı bir öğe içeren yiyecek sunularının sunak ateşinde yakılması, sununun tütsü yoluyla Tanrı’ya ulaşmasını sağlamaktaydı. (Tema, 2017)
İnsanların uydurduğu çeşitli inançlarda da tapındıkları putlar için kestikleri hayvanlara “kurban” demişlerdir. Böyle inançlara sahip insanlar, eski çağlarda putları için hayvanların yanı sıra çeşitli yiyecekleri, hattâ insanları, çocukları da kurban etmişlerdir. Günümüzde ise; bâzı iptidaî kabilelerde aynı vahşet ve çılgınlığa rastlanmaktadır. (Tema, 2017)
İnsan kurban edilmesi ya da insan yerine bir hayvan sunulması da dinler tarihinde rastlanan olgulardır. En değerli sunu olarak insan yaşamının kurban edilmesinde kefaret amacının da bulunduğu görülür. (Savaşta kazanılan zaferin karşılığı olarak tanrılara kurban sunmak amacıyla savaş tutsaklarının kılıçtan geçirilmesi eski çağların yaygın adetlerindendi.) (Tema, 2017)
Tarım topluluklarında, bereket tanrılarını bedenleştirdiğine inanılan kutsal krallar güçten düştüklerinde, toprağın verimini olumsuz yönde etkilememeleri için kurban edilirlerdi. Bazen de, kralların yerine bir süre için başkaları kutsanır ve kurban edilirdi. Örneğin, Batı Afrika’da, Togo ile Nijerya arasında, Ben’in ( 1975’e değin Dahomey) güneyinde yaşayan Fonlar, krallarının ölümü dolayısıyla çok gösterişli insan kurban etme törenleri düzenlerlerdi. Yine Batı Afrika’da, Gana’nın güneyinde, Togo ile Fildişi Kıyısı’na komşu bölgelerde yaşayan halka, Asantiler denirdi. Asantiler de, Taze Yam Şenliği’nde, genellikle suçluları ve bazen de köleleri kurban ederlerdi. (Tema, 2017)
Hz. Nuh’un kurban kesmesinin bir benzeri, Mezopotamya tufan hikayesinde, tufandan sonra kurban sunan Utnapiştim üzerinden anlatılmaktadır. (Tema, 2017)
Târihte ibâdet niyetiyle yapılan ilk kurban, Hz. Âdem’in oğulları Hâbil ile Kâbil’in kurbanlarıdır. Aralarında çıkan ihtilafta hangisinin haklı olduğunu anlamak için, Cenâb-ı Hakk’a kurbanlarını arz ettiler. Hâbil’in kurbanı kabûl olmuştu. Bunu çekemeyen ve isteğine kavuşmak için çalışan Kâbil, kardeşi Hâbil’i öldürmüştü. (Tema, 2017)
İnsanlık tarihinde en fazla şöhret bulan kurban olayı ise Hz. İbrahim’inkidir. Ünlü dinler tarihçisi Mircea Elida, bu olay üzerinde şöyle bir yorum yapmaktadır: (Tema, 2017)
Tek tanrılı dinlerde her ne kadar insan kurban etmek kavramı ortadan kalkmışsa da, Hıristiyanlaşmış Avrupa’da Hıristiyanlığı kabul etmiş oldukları halde bazı pagan inanç sistemlerinin büyü, kurban gibi pratiklerini uygulayan toplulukların varlığına, özellikle Batı Avrupa’da kimi gruplar arasında çocuk kurban etme törenlerinin devam ettiğine dair kaynaklar vardır. (Tema, 2017)
3.Asur devletinin tarihçesi
Asur İmparatorluğu, Asur Devleti veya Asurya, MÖ 2025 ile 612 yılları arasında var olmuş ve Sami halkalardan oluşmuş bir Antik Çağ Mezopotamya imparatorluğuydu. Devlet ilk başta Kuzey Irak‘ta, Dicle kıyısında bulunan Asur (Aššur) şehrinden oluşmuşken, Güney Mezopotamya ve Doğu ile olan ticari ilişkilerden yararlanarak gelişmiş ve toprakları genişleyerek bir imparatorluğa dönüşmüştür. Anadolu’daki en büyük ticaret kolonileri Kültepe‘de (Kayseri) bulunmaktaydı. Başkentleri Ninova‘ydı.Günümüzde Asur Topraklarının Süryani,
Keldani ve Nasturi kiliselerinde Hristiyanlık’ın bu bölgede yayılması ile bağlantılı olarak önemli bir rolü vardır.[1] Süryaniler ayrıca eski Asurlular ile kökensel açıdan akraba olduklarını iddia ederler ve bazen kendilerini etnik olarak “Arap” yerine “Arami” olarak tanımlarlar. (Wikipedia, 2019)
3.1.Eski Asur İmparatorluğu (MÖ 2025-1522)
Asur’un yükselişinin kral İluşuma ve oğlu Erişum (MÖ 1939 – 1900) zamanlarında bu iki kralın ticaret konusundaki politikaları büyük rol oynamıştır. İluşuma Güney Mezopotamya’dan gelen tüccarlara bir takım imtiyazlar tanımış, onları bu şekilde Asur’a çekmeyi başarmıştır. Aynı zamanda doğu ile yapılan kalay ticaretini de kontrol altına almayı başarmıştır. Böylece Güney Mezopotamyalı tüccarlar Asur’a gelip daha ucuz fiyattan kalay alabilmekte, çoğunluğu Basra Körfezi üzerinden gelen bakırı satabilmekteydi. Güneyden gelen üç kervan yolu olduğu anlaşılmaktadır, Ur – Nippur – Asur, Dicle üzerinden ve Elam – Dicle doğusundaki Der – Asur yolları. İluşuma’nın oğlu Erişum ise gümüş, altın, bakır, kalay, arpa ve yün ticaretini vergiden muaf tutarak bu ticareti büyük ölçüde Asur üzerine çekmiştir. (Wikipedia, 2019)
3.2.İlkçağda Eski Asur İmparatorluğu,
Ortadoğu’nun en büyük imparatorluklarından biri olmuştur. MÖ 2. binyılın başından itibaren özellikle Anadolu’da koloniler kurmuş, Anadolu’ya yazıyı taşımışlardır. Asur ülkesi, 1450 ila 1393 yılları arasında Mitannilere bağlı kalmıştır. Hanedan ve ülke bu periyotta resmi olarak feshedilmemiş olmamasına rağmen Mitanniler ülkenin dış ve iç işlerinde önemli ölçüde söz sahibi olmuşlardır. I. Eriba-Adad’ın tahta çıkması ve ülkedeki Mitanni etkisini kırması sonucunda devlet yeniden bağımsızlığına kavuşmuş ve Orta Asur İmparatorluğu dönemi başlamıştır. (Wikipedia, 2019)
3.3.Orta Asur İmparatorluğu (MÖ 1397-1056)
MÖ 14. yüzyılda yeniden bağımsızlıklarını kazanan ve Fırat’a kadar topraklarını genişleten Asurlar, daha sonra Mezopotamya’da, Anadolu’nun güneydoğusunda, zaman zaman da Suriye’nin kuzeyinde büyük güç kazandı. Fakat I. Tukulti-Ninurta’nın ölümünden (MÖ 1208) sonra ülke gerileme dönemine girdi. MÖ 11. yüzyılda I. Tiglat-Pileser zamanında kısa süre yeniden eski gücüne kavuştuysa da, bunu izleyen dönemde hem Asur Krallığı, hem de düşmanları, yarı göçebe Aramiler’in akınlarıyla yıprandı. (Wikipedia, 2019)
3.4.Bronz Çağı Çöküşü (MÖ 1055-936)
Asur, kuzeybatıdaki topraklarını Muşki’lere kaptırdı. Daha sonra I. Tiglat-Pileser hükümdarlığında bölge geri alındı. Babil ve Asur bölgelerinde, Arami yayılmasıyla kontrol kentlerin dışında hemen hemen sağlanamıyordu. Babil zaten Şutruk-Nahunte yönetimindeki Elamlılar tarafından yağmalanmıştı ve Dicle’nin bir kolu olan Diyala Vadisi kaybedilmiştir. Bu kayıplara rağmen Asur kralları büyük kentleri ve ülkeyi yıkımdan korumayı başardılar (Wikipedia, 2019).
3.5.Yeni Asur İmparatorluğu (MÖ 911-619)
MÖ 9. yüzyılda Asur kralları sınırlarını yeniden genişletmeye başladılar; MÖ 8. yüzyılın ortasından, MÖ 7. yüzyılın sonuna değin III. Tukultī-Apil-Ešarra (III. Tiglat Pileser), II. Šarru-Kinu (II. Sargon) ve Sin-Ahhe-Eriba (Sinahherib) gibi güçlü kralların önderliğinde Basra Körfezinden Mısır’a kadar uzanan toprakları egemenlikleri altında birleştirerek günümüzde Yeni Asur İmparatorluğu olarak adlandırılan bir imparatorluk kurdular. (Wikipedia, 2019)
Son büyük Asur kralı Aššur-Bāni-Apli idi. Aššur-Bāni-Apli (Asurbanipal), Elam’ı ele geçirerek bu ülkenin halkını yok etmiştir. Bu dönemde sanatta büyük bir gelişme olduğu bilinmekteyse de, hükümdarlığın son yılları ve MÖ 627’deki ölümünü izleyen dönemin olayları karanlıkta kalmıştır. Asur Krallığı, Babil-Keldaniler, Medler, İskitler ve Kimmerlerin ülkeye yaptığı akınlar sonucunda iyice zayıflayarak MÖ 612-605 yılları arasında yıkılmıştır. (Wikipedia, 2019)
İmparatorluğun çökmesiyle birlikte Asur halkı da tarihi kayıtlardan silindi. Son olarak Harran ve çevresinde yaşadıkları bilinmekle birlikte kayıtlarda yeralmasa da eski imparatorluk topraklarında daha sonraki yüzyıllarda da yaşamlarını sürdürdükleri ve zamanla bölgenin diğer halkları içinde asimile oldukları düşünülmektedir. (Wikipedia, 2019)
4. Eski Mezopotamya’da Kurban
Kurban sunumu düzenli ayin ve törenlerle yapılır. Babil’de haftanın yedinci günü olan cumartesi uğursuz sayılır ve bu uğursuzluktan kaçınmak için adaklar adanıp kurbanlar kesilir. Asurlularda ise kurbanlık hayvanı kesip tanrılara sunmak gereklidir yoksa tanrılar insanın kendisini yiyeceklerdir. Asurlularda kesilen oğlak ya da kuzu gibi yavru hayvanların, insanların bütün günahlarını temizleyeceklerine inanılır. (Tema, 2017)
Sümerlerde de kurban törenlerine büyük önem verilir. Kurban törenleri, görkemli ve süslü tapınaklarda gerçekleştirilir. Sümerler, kurban edilecek hayvanın türüne, cinsine ve rengine önem vermezler. Onlar için mühim olan kanın akıtılmasıdır. Sümer ülkesinde kurbanlar, tanrıların besini olarak değerlendirilir. Kurban edilen hayvanların etleri ya ateşte kızartılır ya da tencerede pişirilir. Rahiplerin yiyecekleri ekmek de yine tapınaklarda pişirilerek hazırlanır. Bu nedenle mutfak, tapınakların önemli bir bölümüdür. (Tema, 2017)
Tanrı evleri olarak adlandırılan ve birkaç yüz nüfusun yaşadığı basamaklı tapınaklarda (ziggurat), kendine yeterli bir yaşam sürdürülürken; bira, şarap, süt, ekmek, hurma ve her tür etten oluşan yiyecekler tanrılara yönelik günlük kurban ritüellerinde kullanılır ve din görevlileriyle tapınak sakinleri arasında paylaşılır. Kurban ritüellerinde genellikle ekmek, susam şarabı, tereyağı, bal ve tuz gibi yiyecekler kutsal mekandaki tanrı heykelinin önüne konulur. Bu arada sağ ayağı ve böbrekleri kızartılarak tanrıya ikram edilecek olan bir sığır öldürülür ve törene katılanlar arasında bir ritüelle paylaştırılır. Toplu tapınırlarda, hayvanların insanlar için yaratıldıkları vurgulanır. Ayrıca, koyunun insanın vekili olduğu ve bir insanın kendi yaşamı için bir koyun, kendi başı yerine de bir koyun başı vermesi gerektiği vurgulanır. Mezopotamya’da bir kez 350.000’e yakın koyun ve keçi ile bunların 1/10’undan az sayıda sığırın kurbanlık olarak tapınaklara geldiği bildirilmektedir. (Tema, 2017)
Tanrılar için yapılan eksiksiz bir kurban sunumu için; arpa ile beslenmiş ikişer yaşlı 21 koç, sütle beslenmiş 4 koyun, otla beslenmiş 25 koyun, 2 boğa, 1 süt danası, 8 kuzu, 60 kadar çeşitli kuş, 3 piliç, 7 ördek ve 4 yaban domuzu kullanılır. Tanrılar için verilen sabah yemekleri de çok zengindir. Sabah kahvaltısı için 18 koyun, bir boğa ve bir süt danası; öğle yemeği için de 6 koyun ile boğalar, kuzular, yaban domuzları ve her çeşit kümes hayvanları ve öküzler sunulur. Aksamları ise, 10 koyun, 10 kuş ya da yalnızca 10 koyun verilir. Tapınaklarda kurban edilen bu hayvanlar, oradaki topluluk üyelerinin baslıca et kaynağını oluşturur. Buradaki hayvanların yenebilmeleri için önce kurban edilmeleri gerekmektedir. Sümerlerde kurban edilmiş insanlara da rastlanılmıştır. Sümerlerde en değerli kurban kuzudur. Ancak domuz da dahil diğer hayvanlar da kurban edilirler. Bir hastanın günahlarına karşılık olarak domuz kurban edilir ve hayvanın gövdesi altı parçaya bölünerek hastanın üzerine bırakılır. Kutsal sularla yıkanan hastanın başı için domuzun bası, karnı için domuzun karnı ve diğer organları içinde domuzun organları kişinin günahlarına karşılık olmak üzere cinlere sunulur. (Tema, 2017)
Sümerlerde hayvanların karaciğerleri yasamın merkezi olarak kabul edildiğinden, bu organın muayene edilip incelenmesi tıpkı bir ayna gibi, sunulan kurbanı kabul eden tanrının fikir ve amacını da gösterir. Karaciğer aracılığıyla kehanette bulunabilmek için kurban olmak üzere lekesiz bir hayvan bulmak ve onu günün saatlerine göre değişen tören ve ayinlerle öldürdükten sonra karaciğerini çıkarmak gerekmektedir. Tan yeri ağarırken, tanrının en çok hoşuna gidecek kurbanın koyun olduğuna inanıldığından, karaciğer falı için özellikle koyunlar tercih edilir. Rahip, kurbanı tanrıya sunmak için tanrı heykelinin önüne bir mangal yerleştirir. Mangalın arkasındaki masanın üzerinde de, susam şarabıyla dolu dört toprak kap, üç düzine ekmek, bir miktar bal ve kaymak ile biraz da tuz bulundurur. Kahin-rahip mangalı biraz karıştırdıktan sonra koyunu tutar, niyet eder ve hayvanı keser. Kurban edilen koyunun karaciğerini çıkararak bu organda bazı işaretler ya da belirtiler arar ve bulduğu ipuçlarını da konuyla ilgili kitaplara bakarak değerlendirir. (Tema, 2017)
Sümer uygarlığının kökeni ve eski tarihi henüz yeterince bilinmemektedir. Sami kökenli olmayan ve bilinen hiçbir başka dil ailesiyle de açıklanamayan Sümerceyi konuşan bir halkın, kuzey bölgelerinden inip Aşağı Mezopotamya’ya yerleştiği varsayılmaktadır. Büyük olasılıkla Sümerler etnik bileşimi henüz bilinemeyen yerlilere (kültürel açıdan, el-Ubeyd adı verilen uygarlığı paylaşıyorlardı) boyun eğdirmişlerdir. Kısa denebilecek bir süre sonra, Suriye çölünden gelen ve Sami kökenli bir dil olan Akkadçayı konuşan göçebe gruplar, Sümer’in kuzeyindeki topraklara girmeye ve an arda gelen dalgalar halinde Sümer kentlerine sızmaya başladılar. MÖ III. binyıhn ortalarına doğru, efsaneleşmiş önder Sargon’un yönetimindeki Akkadlar üstünlüklerini Sümer sitelerine kabul ettirdiler. Bununla birlikte daha fetihten önce bir Sümer-Akkad sembiyozu gelişmiş ve iki ülkenin birleşmesinden sonra iyice güçlenmişti. Daha 30 ya da 40 yıl öncesine kadar, bilginler tek kültürden, bu iki etnik tabakanın kaynaşması sonucunda ortaya çıkan Babil kültüründen söz ediyorlardı. Bugün Sumer ve Akkad katkılarını ayn ayn incelemek gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır; çünkü işgalcilerin yenilenlerin kültürünü özümsediği doğru olmakla birlikte, iki halkın yaratıcı dehası birbirinden farklıdır. (Eliade, 2003, s. 82)
5.Asur İnançları
Mezopotamya’da çok renkli bir rüzgar estiren Sümerlerin dinsel geleneklerinin çoğu önemli davranışlarıyla bazı önemli tanrıları Babiller ve Asurlular tarafından da gelenek gibi görülerek devam ettirilmiştir. Özellikle Babil mitolojisinde birden fazla tanrı inancının yerleşmesi görüldüğü gibi bu tanrısal tapınmaları öyküler şeklinde diğer kuşaklara iletmeyi başarıyorlardı. Mitolojide işlenen Babil söylencelerinin yaklaşık tümü Sümer kaynaklı söylencelerle örtüşen öykülerdi. Genellikle Mezopotamya bölgesinde insanların tanrılara inanma ve hizmet etmeleri için yaratılmış olduğu inancı vardı: Asur ve Babil dinsel inançlarında Sümerlerden kalma tanrılara tapınmayla başlar. Yani Asur ve Babiller Sümer tanrılarını üstlenerek tapınmayı gelenek haline getirdiler. Özellikle Babil dinin kökenleri tarih öncesi bir geçmişe dayanır. Hatta Sümerlerin çoğu dinsel bayramlarına da sahip çıkıp törenlerle kutladılar. Halk, Asur hükümdarlarını sadece hükümdar olarak değil de devlet tanrısı Assur’un başrahibi şeklinde de görürdü. Ama düşünülen tanrı Asuriarda tek tanrı değildi. M.Ö.18 yüzyılda Asur şehri çok tanrılı bir şehir olarak biliniyordu. Asur inançlarında tanrıların gezintiye çıktığı şeklinde anlatımlar vardı. Örneğin güneş tanrısının bir arabası, ay tanrısının sandalı, fırtına tanrısının bulutlara bindiği anlatıldığı gibi bunların yaya olarak da gezinti yaptıkları hikaye şeklinde anlatılırdı. Bu tür imgesel betimlemeler günümüz yazarlarına en ince ayrıntılarıyla ilham olduğu, kâtiplerin düşünsel olarak ne kadar ilerde olduğu anlamında gösterilmiştir. Asur kenti Ur ve Akkadların elindeyken Mezopotamya’nın diğer bölgelerindeki merkez ya da yerel tanrı ve tanrıçalara tapınılırdı. Bölgede tapınılan önemli tanrıçalardan İştar tapınağının M.Ö.3 yıla kadar yapımı tahmin edilmek. M.Ö.7 yüzyıla kadar Asur’da bütün büyük tanrılara tapınaklar yapılmıştır. Bu tapınaklardan Dicle kıyısındaki tanrı Assur’un tapınağı öne çıkmaktadır. Bu tapınağa”Kâinatın evi” anlamında tanımlanan “Eşarra” adı verilmişti. “Sanga” adında başrahipler, “Naru” adında şarkıcılar ve ruh kovucular, “Kalu” adında tanrıları müzikle meditasyona sokan görevliler vardı. Babil’de resmi dinin merkez düşüncesi, dinsel imgesi tanrıydı. Tanrıya imgeyle bağlanan heykel başka yere taşındığında tanrının bir süre o bölgede yaşamadığı inancına kapılırlardı. Tanrılara yapılan heykeller onlar için özel olarak yaptırılmış kaideler üzerinde bulunurdu. Onlar aileleriyle birlikte tapınakta yaşar, kral gibi hizmet görürlerdi. Sümer tanrıçası İnanna’nın bir prototipi şeklinde tapınılan tanrıça İştar’ın bereketi temsil etmesi, Anu’nun oğlu Enlil/Elli! “rüzgar tanrısı” Marduk ve ea(Enki) tapınılıyordu. Marduk ile yakın ilişki içinde olan diğer bir tanrı da oğlu Nabu’dur. Ay tanrısı Sin(Nanna) Güneş tanrısı Utu(Şamaş), Adad(Hadad) gibi tanrılara tapınılmıştı.Ticaret kenti olarak bilinen Asur’da merkez tanrı tanrısal bir makamı temsil ederdi. M.Ö.18 yüzyılda Asur kentini ele geçiren kral Şamsi-Adad.l, kente Nip-pur teolojisini sokar. Büyük tanrıça İştar, bitkilerin koruyucu tanrısı Dumuzi(Tammuz) önemli konumlarla tapınılmışlardı. Dumuzi, İştar’ın oğluydu. Sümer ve Babillerin tapındıkları ortak tanrılar Asurlular tarafından da benimsenmiş hatta Babil tanrıçası iştar’ı en büyük tanrıça olarak anılmış ve olağanüstü törenlerle tapınmayı gerçekleştirmişlerdi. Yaratılış ile iigili Sümerlerin ele aldığı söylenceler daha sonraları çoğu uygarlıklar kendi geleneklerine uyarlayarak dilde ve anlatımlarda da farklılıklar sağlayıp, öykünün orijinal konusunu başka yönlere çekmeyi başarmışlardı. Babillerin Gılgamiş destanı bu söylencelere bir örnek olarak gösterilmektedir. (Narçın, 2017, s. 67)
5.1.Babil ve Asurda kurban
Babilde Marduk tiamatı öldürdükten sonra tanrıları rahatlatmak için insanı yaratmaya karar verir. Bunun için bir kurban gereklidir. Çift tanrılar vardır. Onlardan birini öldürüp kanından insanı yaratmaya karar verir.
Sonunda Marduk, “tanrıları rahat ettirmek için onlara hizmet etme işini üstlenecek” insanı yaratmaya karar verdi (VI, 8). Yenilmiş ve zincirlenmiş tanrılar hâlâ kendilerine verilecek cezayı bekliyorlardı. Ea içlerinden yalnızca birinin kurban edilmesini önerdi. “Savaşı kimin kışkırttığı, Tiamat’ı isyana kimin teşvik ettiği ve kavgayı kimin başlattıgı”nı (VI, 23-24) öğrenmek için sorulan sorulara hepsi bir tek isimle yanıt veriyorlardı: Kingu. Kingu’nun damarları kesildi ve akan kandan Ea insanlığı yarattı (VI, 30).33 Şiirde daha sonra Marduk onuruna bir tapınak (başka bir deyişle saray) dikilmesi anlatılır.(Eliade, 2003, s. 90)
Kurban sunumu düzenli ayin ve törenlerle yapılırdı. Babil’de haftanın yedinci günü olan cumartesi uğursuz sayılır ve bu uğursuzluktan kaçınmak için adaklar adanıp kurbanlar kesilirdi. Asurlular’da ise kurbanlık hayvanı kesip tanrılara sunmak gereklidir yoksa tanrılar insanın kendisini yiyeceklerdir. Asurlularda kesilen oğlak ya da kuzu gibi yavru hayvanların, insanların bütün günahlarını temizleyeceğine inanılırdı. (-inanc-sistemlerinde-kurban, 2019)
Asurluların Nuhu gemisinde tufan sonrasında yaptıklarını ve tanrıların tepkilerini açıklamaktadır.
Sonra bir kırlangıç saldım ve onu uzaklara gönderdim. Kırlangıç konabileceği ve dinlenebileceği bir yer bulamadı ve o da gemiye geri döndü. Sonra bir kuzgun saldım ve onu uzaklara gönderdim. Kuzgun suların çekilmiş olduğunu gördü, böylece havada daireler çizdi, fakat gemime geri dönmedi. Sonra bütün canlıları serbest bıraktım ve göksel tannlar için bir kurban sundum, Dağın tepesine on dört sunak kabı yaptım. Bu kaplara kamışlar, sedir kerestesi ve mersin yığdım ve tanrılar için İçki saçtım. Tatlı özsuyunun kokusunu aldılar ve sinek gibi çevresine üşüştüler. Anu ve Enlil’in önünde secde ettim. Sonra tştar geldi. Babası Anu’nun, onu memnun etmek için için yaptığı büyük mücevherlerle süslü gerdanlığı kaldırdı. “Göksel tanrılar, bu mücevherli gerdanlığın boynumda durduğu ne kadar kesinse, bu büyük tufanı asla unutmayacağım da o kadar kesin. Enlil dışındaki bütün tannlar kurbana gelsin. Nedensiz yere halkını yok eden tufanı ortaya çıkardığı için Enlil gelmemeli.” Enlil gemimi gördüğü zaman Öteki tanrılara çok öfkelendi. “Bazı insanlar kurtuldu mu?” diye bağırdı. “Hiç kimsenin tufandan kurtulamayacağı düşünülüyordu! Buna kim izin verdi?” Savaşçı tanrı Ninurta, Enlİl’e şöyle dedi: “Bize kızma. Her şeyi sadece Ea biliyor. Sadece o böyle bir plan düzenlemiş olabilir.” (Rosenberg, 2003, s. 318)
6. KAYNAKLAR
-inanc-sistemlerinde-kurban. (2019). 3 12, 2020 tarihinde http://apelasyon.com: http://apelasyon.com/Yazi/340-inanc-sistemlerinde-kurban adresinden alındı
Eliade, M. (2003). Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi Taş Devrinden Eleusis Mysterialarına (Cilt 1). (E. Kocabıyık, Dü., & E. Kocabıyık, Çev.) İstanbul: Kabalcı.
Rosenberg, D. (2003). Dünya Mitolojisi Destanlar ve Söylenceler antolojisi (3 b.). (A. Tarlanoglu, K. Emiroglu, Dü, K. Akten, E. Cengiz, & K. Emiroğlu , Çev.) Ankara: İmge yayınevi.
Tema, D. (2017, 4 2). Dinler ve toplumlarda kurban ritüeli Tarihi. 03 13, 2020 tarihinde https://www.google.com: https://www.google.com/search?rlz=1C1SQJL_trTR877TR877&ei=WPZpXu7aD5Wf1fAPiNuC6Ag&q=Ourgtan+babil%27e+kurban+t%C3%B6renleri&oq=Ourgtan+babil%27e+kurban+t%C3%B6renleri&gs_l=psy-ab.12…2571.2571..5724…0.2..0.219.219.2-1……0….1..gws-wiz…….0i71.3C adresinden alındı
Wikipedia. (2019, 8 14). https://tr.wikipedia.org/wiki/Tart%C4%B1%C5%9Fma:Asurlular. 4 23, 2020 tarihinde https://tr.wikipedia.org/wiki/Tart%C4%B1%C5%9Fma:Asurlular: https://tr.wikipedia.org/wiki/Tart%C4%B1%C5%9Fma:Asurlular adresinden alındı

Bir yanıt yazın