DİLİN ÖNEMİ

yazar:

kategori:

İkram İŞLER

Bir olgunun önemini kavrayabilmenin en iyi yolu onun bir anda yok olduğunu düşünmektir. Düşünsenize, dil bir anda yok olsaydı ne olurdu. İnsan ne hale gelirdi. İnsan soru sorabilir miydi? Örneğin hasta olduğunu, ya da sıkıntıda olduğunu veya herhangi bir derdinin olduğunu nasıl dile getirecekti. Diyelim ki bunları el kol yordamıyla dile getirdi.

Peki bir düşüncesini nasıl dile getirecekti. Veya bir haberi nasıl verecekti? Örneğin bir peygamber nasıl anlatacaktı derdini ya da Aristo ne yapacaktı? Kari Marks’m ya da diğerlerinin bir anda yok olduğunu ve dünyanın bütün dahilerinin teker teker çekip insanın içinden çıkıp gittiklerini. O zaman biz ne yapardık.

Buğdayımızı daha rahat mı ekecektik, yoksa ticareti başka yollarla mı gerçekleştirecektik? Kervanlarımız daha güvenli mi yol alacaktı. En önemlisi de nasıl E-mail atacak ve ya cet yapabilecektik? Ya da telefonla Japonya’daki kaynanamızın hatırını nasıl soracaktık. Bunların hiç biriside olmayacaktı. Zaten bunlar gibi bizi insan eden hiçbir değer kalmayacaktı! Cep telefonu olmasaydı biz belediye otobüslerinde kime kızacaktık görgüsüz diye?

Dilin değerini anlatmak için ne yaparsanız azdır. Acaba biz dilimizin değerini yeteri kadar biliyor muyuz?

Aslında bir şeyin değerini biz maalesef onu kaybettikten sonra anlıyoruz. Örneğin tutsak düşmeden, özgürlüğümüzün değerini, hastalanmadan, sağlığımızın değerini bilemiyoruz. Karanlık olmadan aydınlığın değerini, ya da ayrılık olmadan kavuşmanın değerini bilemiyoruz. Mecnunun leylasını aradığı gibi biz de sadece kaybettiklerimizi arıyoruz galiba.

Örneğin biz kendi dilimizin değerini onu kaybetme tehlikesini yaşamadan bilemedik. Neredeyse uçurumun kenarından geri döndü. İçimize düşen büyük korkuyu, bütün hücrelerimizde hissetmeden onu aramaya çıkmadık. Gerçi süreci geri çevirdik ama onu ölmekten daha tam kurtaramadık. Çünkü çocuklarımız hâlâ asimile edilmekte, hem de kendi ellerimizle. Belki de bizi burada toplayan da, bir zamanlar böylesine ucuz elden çıkardığımız bu en değerli varlığımızdır.

Dilin önemini bir kez daha belirtmek için dünyan en büyük düşünürlerinden biri olan Konfuçyüs’ü dinleyelim.

“Bir gün Konfuçyüs e sorarlar, “Bir ülkeyi yönetmeye çağrıl saydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu? Konfüçyüs soruyu şöyle yanıtlar, “Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım.” Konfüçyüs kendini dinleyenlerin şaşkın bakışları arasında şöyle devam eder. “Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmasa yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamasa idare ve kültür bozulur. İdare ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağım işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dilden daha önemli değildir.”

“Dil düşüncenin kendisidir” diyen Karl Marks’ın “Dil yaşamın kendisidir” diyen Wittgenstein’in bu sözlerinden sonra söylenecek fazla bir şey bulamıyor insan.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir